Bazı insanlar vardır hayatımızda, onlarsız bir taraf kırık kalır. Eksikliği fırtına gibi vurur yüzümüze. Bir bakışı, bir omuz atışı, bir el tutuşu ile tamamlar yoksunluğu hani. Zehra, hep ortamın yumuşak rüzgârıydı. Konu sertleşince gülüşü araya girerdi. Kimse kırılmasın diye hep kendini geri çekerdi. Gerilim yükselince sesi hemen incelir ve ortamı sakinleştirmeye çalışırdı.
Bir akşam çeşitli yemeklerle donatılmış kalabalık bir sofradaydılar. Çay buharı masanın üstünde dolaşıyordu. Kahkahalar biraz fazla, sınırlar biraz silikti. Birisi şaka diyerek masanın ortasına bir laf bıraktı. Bakıldığında söz hafifti ama anlamı ağırdı. Masada kısa bir kahkaha yayıldı. Zehra da alıştığı gibi gülümsedi ama kalbinde minik bir çatırdama oluştu sanki. Sohbet devam etti, gece akıp gitti. Kimse onun kırıldığını fark etmedi, o da belli etmedi. Bu gerçekten alınganlık mıydı? Yoksa sınırını aşan birinin alaycılığı mıydı? Zehra iyice tartıp biçmeyi severdi. Yersiz alınganlıkların ilişkilere ne denli zarar verdiğine şahit olmuştu.

Eve dönerken sokaklar soğuk ve sessizdi. Adımları hayli yavaş, düşünceleri ise ağırdı. Onu asıl inciten sözün kendisi değildi. Her defasında kendi sessizliği onu daha çok yoruyordu.
Karşısındaki insanları incitmeyi beğeni toplamak uğruna yapabilenlere nasıl tepki vermeliydi?
Kendi dokunulmaz alanına nasıl sahip çıkabilirdi bir insan?
Öylesine arkasına dönüp gitmek kolaydı ama ya öğreterek kalmak?
Zehra da iyice düşünüp bir seçim yapmalıydı. Doğru bildiğini konuşmadan iletmek ve bir insan yetiştirmek, kendi kalbi kırılsa da sorumluluğunu hissettiği bir anlamdı.
Ertesi gün akşam yemeğinde benzer bir an yine geldi. Aynı rahatlık, aynı ölçüsüz yakınlık esiyordu masada. Zehra bu kez direkt gülümsemedi. Omuzları dikleşti, bakışı sabitlendi ve duruşu netleşti. Sohbet akarken o yerinde kaldı. Tavrı o ortamda sessizce bir sınır çizdi. Masada kısa bir duraksama oluştu. Kimse nedenini tam olarak anlayamadı ama herkes bir şeyin değiştiğini hissetti.
Zehra o gün şunu fark etti: Otorite, elindeki imkanlarla insanları bastırmak değildir. Otorite, insanı yönünden sapmaktan koruyan ve hedefine doğru taşıyan bir dayanaktır.
İnsan ilişkilerinde taviz vermekten sakındığında, o dayanağı hayatına davet eder. Ve zamanla insanın çevresinde kalbini yoranlar değil; onu hedefi yolunda güçlendirenler kalır.
“Son Akşam Yemeği” için 11 yanıt
-
Tum mesele insani yetiştirmek, destek olmak mi olmalı ?
Biri bize yanlis yaptığında kendi üzerimize alınmak yerine , bu insan bu davranışı nasil fark edip düzeltir diye mi düşünmeliyiz?
-
Yaa ne guzel bir yazı olmus
-
Bazı insanların hayatta gerçekten bu durumla karşı karşıya kaldığı durumlar oluyor. Bir şey dese olayın büyüyeceği küsse dalga geçileceği uyarsa daha büyük tepki alacağı vs. Vs. Sebebiyle ne yapabileceği bilemediği anlar… işte tam burada ne yapmak gerek dediğinde tam kıvamında bir yöntem ✨️👍
-
Otoriteyi hiç böyle düşünmemiştim, emeklerinize sağlık 🌺
-
Otorite ile diktatörlük; sınır koymakla insanlara mesafeli durmak bu coğrafyada bir türlü ayrılamayan siyam ikizleri gibi kavramlar. Bu yazıyı okuyunca eşyaları yerli yerine yerleştirmiş gibi zihnim de rahatladı☺️Kimseyi ezmeden, ama kendini de feda etmeden bir yaşam mümkün😇
-
İlişkilerde rahatsız olduğun bir davranışı belli etmenin yöntemleri olmalı…
Güzel yazı olmuş emeklerinize sağlık🌿 -
Ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş ☺
-
Otoriteyi insan bağırıp, çağırmak zannediyoruz.
Ne kadar çok şey zannediyoruz…? -
Bazen bir bakış bir duruş çok kelimenin yapamadığını yapar.
Ellerize sağlık. -
Aslında çoğumuzun yaşadığı bir ikilem. Ne tepki versem? Kırmadan nasıl sınır koysam..
-
Bazı Sessizlikler yaşanmalı, bazı seslere sessizlikle cevap verilmeli demek ki…
Bir yanıt yazın