Televizyonların siyah beyaz ekranlardan renkli ekranlara geçtiği yıllardı. Evlerde adeta küçük bir bayram havası yaşanırdı.
Havaların ısınmasıyla birlikte serin yerlere doğru bir arayış başlar. Şehirden biraz uzak olsun, serince olsun…
“İnsanın en büyük zorluğu, düştükten sonra ayağa kalkmak değil; düşmeye götüren yolu zamanında fark edebilmektir.”
Dünya üzerindeki bütün canlılar, yalnızca kendi başlarına var olmaz; yaşadıkları çevredeki canlı ve cansız tüm
Elif’i tanıyan herkes onu çok severdi. Etrafındaki insanlara ilham veren, başarılarıyla öne çıkan biriydi. Ama
Şarkıda dediği gibi hep geceleri yeni kararlar alıp duruyordu Şeyda. Bu gece de önceki gecelerde
Dünya kupası, geçen hafta sonu LGS, bu hafta sonu YKS derken bir yoğunlukla geçti günler.
Yağmur yeni yeni atıştırmaya başlamıştı. Yolların kaygan olmasını deneyimlemiş olduğundan yavaşladı Emre. Aracının frenleri iyice
Uzun bir yürüyüşün ardından artık dinlenmeye karar vermişti. Bulunduğu yerdeki manzara gerçekten büyüleyiciydi. Mor çiçekler
-Nasıl yapabiliyorsun? Çelik gibi iraden var resmen. -Sen de yapabilirsin. Hatta herkes yapabilir. Sadece neyi
Hayat, genellikle bir şeyleri düzeltmeye çalışmakla yani “arınmakla” geçen bir süreç olarak görülür. Ancak bir
İnsan ilişkilerinde ve hayatta karşılaşılan zorluklar karşısında verdiğimiz tepkiler, tıpkı suyun karakteri gibidir. Bazı insanlar
Kediyi öldüren meraktır derler ama merak doğru yerde ise öldürmek yerine kaliteli bir yaşam sunar.
Kerem, uzun yıllar boyunca sabahın dördünde çalan alarmın en sadık dostu olduğunu düşünürdü. Atletizm pisti,
Dünya, çok başka bir yerdi. Çalışmak ve üretmek için yaşayanların alanıydı. Sanılanın aksine üretmek, sadece
Yine hüsran… Her daim feryat figan kalbim… Zehir olur başka hayallere kalmaz ki halim… Radyoda
Özenle hazırlanmış bir masa ve arkada ışıklı bir “Daima Aşk İle” yazısı… Fonda da kulağa
Ece yataktan aceleyle fırladı, çok önemli bir toplantısı vardı. Saate bakınca gözleri fal taşı gibi
Yıllar önce, bir kentin kıyısında, herkesin birbirine kusursuz bir uyumla bağlandığı devasa bir cam küre
Yağmur sonrası ıslak toprak kokusu ile yürümek ne güzeldir. Ama adımlarımıza dikkat etmeliyiz değil mi?
“Bugün bayram erken kalkın çocuklar” diye mırıldanarak yatağından kalktı. Güneşliğini çekti daha hava aydınlanmamıştı. Camı
Memlekete cenazeye gidiyordu. Otobanın kenarında, asfalttan fışkırmışçasına duran ayçiçeğini görünce yavaşladı. Yapayalnız bir ayçiçeğiydi. Ama
Perşembe öğleden sonraları meslek tanıtım günüydü. Eski mezunlar gelir, mevcut mesleklerini anlatır tanıtım yaparlardı. -Neleri
İnsanlığın merkezinde, “uyum sağlama” becerisi ile “idare etme” iradesi arasındaki endişe yer alır. Hayatta kalmanın
Aslan her şeyi berbat ettiğini düşünmekten günlerdir uyuyamıyordu ki etrafını görebilsin. İnşaat mühendisi olmayı hiç
Ve beklenen kurtarıcı gelir. Hani eline bir kitap alıpta kitabın ortasından her hangi bir sayfa
Bazı insanlar vardır hayatımızda, onlarsız bir taraf kırık kalır. Eksikliği fırtına gibi vurur yüzümüze. Bir
Elif öğle arasında pencereden dışarıyı izliyordu. Rüzgardan ağaçların dalları yere yatıyordu. İnsanlar yürümekte zorlanıyorlardı. O
“Sarah, Sarah, Kızım, çiçeğim…” Telaşla kızını arıyordu Melis. Kalp atışları hızlanmıştı. Sokakta bir o tarafa
Son 750m. Tabelaya bakarak son bir gazla adımlarını hızlandırmıştı. Yaklaşık 1 saattir yürüyüş parkurunda yürüyordu.
– “Anne, yapacağım dedim!” Ses kapıyı çarparken evin duvarlarında yankılandı. On üç yaş, bir çocuk
Sabah trafiğe kalmamak için evden erken çıkmıştı Mehmet. Mesaisinin başlamasına daha vardı, arabasını park edip
Aysu şehrin göbeğinde yeşillikler içindeki çocuk parkında oturmuş çocuklarını seyrediyordu. Güneş bulutların arkasından ara ara
‘’Anne bana da bu kitapları alır mısın, okumak istiyorum.’’ Ayşe’nin seslenişiyle incelediğim kitaptan başımı kaldırdım.
Kablolu kulaklık kullanmaya devam eden nadir insanlardandı Bade. Sahi teknoloji ne kadar da gelişmişti. Eskiden
Kapı yine gece yarısına doğru açıldı. Anahtarın sesi, evin sessizliğinde fazla yankılıydı. Kadın koltukta oturuyordu;