OPTİMUMU BULMAK

Murat büyük bir şirkette mühendisti. Bir gün müdürü ona çok cazip görünen bir teklif sundu.

“Yeni projeye geçersen maaşın iki katına çıkacak. Ama haftanın altı günü çalışacaksın. Yurt dışı seyahatleri olacak. Eve daha az geleceksin.”

Teklif gerçekten büyüleyiciydi. Daha büyük bir ev alınabilecekti.

Belki yeni bir araba…

Belki yazlık…

Belki daha fazlası…

Akşam bu konuyu eşi Elif ile konuştu. Uzun uzun hesap yapmadılar. Birbirlerine şu soruyu sordular.

“Bu kazandığımız para, kaybedeceğimiz zamanı geri satın alabilecek mi?”

Sessizlik oldu. Sonra Elif gülümsedi.

“Biz zaten aç değiliz.”

Murat devam etti. “Çocukların büyümesini kaçırırsam bunun telafisi olmaz.”

Ertesi gün teklifi reddetti. Çevresindeki herkes şaşırdı.

“Böyle fırsat bir daha gelmez.” dediler.

Belki de gelmeyecekti. Ama Murat başka bir fırsatı kaybetmek istemiyordu. Akşam yemeğinde çocuklarının anlattığı küçük hikâyeleri… Birlikte içilen çayı…Hafta sonu yapılan yürüyüşleri…

Bir süre sonra Elif’in de önü açıldı. Kendi alanında yükselmesi için şehir değiştirmesi gerekiyordu. Daha büyük makam. Daha yüksek maaş. Daha prestijli bir unvan. Fakat bu kez çocuklar okul değiştirecekti.

Murat işini bırakacaktı. Anneanneler, dedeler geride kalacaktı. Teklif yine cazipti. Ama ailece oturup konuştular.

En büyük kızları sessizce şunu söyledi.

“Ben odamı bırakmak istemiyorum.”

Küçük oğulları ise daha basit konuştu.

“Babam akşam yine bizimle yemek yesin.”

Çocukların cümlesi, yetişkinlerin hesaplarından daha güçlüydü. Elif de teklifi kabul etmedi.

Çünkü bazen başarı, her fırsatı değerlendirmek değildir. Bazı fırsatları reddedebilme olgunluğudur.

Bir yıl ekonomik kriz çıktı. Birçok aile gelirini kaybetti. Murat’ın ailesi de zorlandı. Ama yaşam standartlarını zaten optimumda kurdukları için büyük sarsıntılar yaşamadılar.

Lükslerinden vazgeçmediler. Çünkü zaten lüksleri yoktu. Alışkanlıklarından vazgeçmediler. Çünkü alışkanlıkları sohbet etmekti, birlikte yürümekti, aynı sofrada oturmaktı.

İnsan, ihtiyaçlarını optimum seviyede kurduğunda krizler daha az yıpratır.

Bir akşam Murat’ın oğlu üniversiteden döndüğünde babasına sordu.

“Baba, arkadaşlarımın aileleri bizden çok daha zengindi. Ama çoğu şimdi boşandı. Siz bunu nasıl başardınız?”

Murat cevap vermedi, oğlunu alıp mutfağa gitti.

Masaya dört bardak koydu. Birinci bardağı ağzına kadar doldurdu, su taştı.

İkinci bardağa çok az su koydu, dipte kaldı.

Üçüncü bardağı ise tam kararında doldurdu.

Sonra oğluna baktı.

“Hayat da böyledir.”

“Fazlası taşar.”

“Azı eksik kalır.”

“Kararında olan ise uzun süre aynı hâlini korur ve ihtiyacını giderir”

Bir ilişki de böyledir.

Sevgi çoktur ama boğmaz.

Fedakârlık vardır ama kişiliği yok etmez.

Çalışmak vardır ama aileyi unutturmaz.

Dinlenilir ama tembellik alışkanlığa dönüşmez.

Plan yapılır ama doğaçlama gülüşlere de yer bırakılır.

Bir ağaca her gün kovalarca su verirseniz kökleri çürür. Hiç su vermezseniz kurur. Tam ihtiyacı kadar su ise onu yıllarca ayakta tutar.

Motorlar sürekli en yüksek devirde çalıştırılırsa ömürleri kısalır. Hiç çalıştırılmazlarsa paslanırlar. En uzun ömür, uygun devirde çalışan motora aittir.

İnsan ilişkileri de aynı buna benzer. Sürekli zirve heyecanı arayan ilişkiler yorulur.

Sürekli fedakârlık isteyen ilişkiler tükenir.

Sürekli konfor arayan aileler ise gelişmeyi unutur.

Mutluluk çoğu zaman uçlarda değil, sürdürülebilir dengededir.

Çünkü hayatın gerçek başarısı, her alanda en yükseğe çıkmak değildir. Asıl başarı; para, iş, kariyer, okul, ev ve seyahati, birbirini tüketmeyecek bir dengede tutabilmektir.

O denge korunduğunda, yıllar geçse de sevgi eskimez; aksine kök salar, derinleşir ve nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

“OPTİMUMU BULMAK” için bir yanıt

  1. Cansu M. avatarı
    Cansu M.

    Asıl başarıya dair düşündürücü, kıymetli bir yazı. İnsan hayatın koşturması içinde bazı şeyleri kaçırıyor gerçekten. Teşekkürler, kaleminize sağlık. 🙂

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner