Okulların tatil olmasıyla anneleri alan tatlı telaş onu da sarmıştı. Ortaokula geçen kızının tam hareketli ve meraklı zamanlarıydı. Çoğu ebeveyn gibi zamanının boşa gitmesini o da istemiyordu. Ekran karşısında geçen zaman eğlenceli olsa da endişeleniyordu. Nitekim son araştırmalar da onu destekler nitelikteydi. Sosyalleşmek, akranlarıyla vakit geçirmesini sağlamak bu yaşlarda çok kıymetliydi. Fiziken büyüyen evlatlar ruhen de büyürlerse sağlam karakter geliştirebiliyorlardı. Ekrandan akran olmuyordu ki. İzlediği videolara sadece kendi kendine konuşarak cevap veriyordu. Görüp özendikleri olursa yapmak için harekete geçiyordu. Genelde kimisi yapılabilir şeyler kimisi de hiç yapılamayacak şeyler oluyordu.
Haftanın iki günün değil de yedi gününde tatil olduğu bu dönemde tatlı telaş devam ediyordu. Her gidilen yerde “Acaba kızımla neler yapabiliriz? Vaktimizi verimli geçirmemiz de bize neler yardımcı olabilir?” diyerek etrafı kolaçan ediyordu. Renkli, ortası delikli boncuk makarna gibi görünen bir paket gözüne ilişti. Yanında boncukları yerleştirmek için delikli bir file vardı. Boncukların dizilişini gösteren bir de örnek kâğıdı bulunuyordu. Eski kilimlerin deseni gibiydi örneği. Toplamda 5 renkten oluşuyordu.
-Tatlım buna ne dersin? İlk müsait zamanımızda başlarız.
Bir heyecanla elini attığı gibi soluğu kasa da aldı.
Esma uzun zamandır incik boncukla uğraşmamıştı ama bunun yapımı kolay görünüyordu.
Ertesi gün masada duran kutu anne kıza göz kırpıyordu sanki. Birbirlerine bakarak “başlayalım” deyip gülüştüler.
Uzun zamandır anne kız saati yapmadıklarını fark ettiler önce. Ev işi denilen şey söylerken çok kısa bir tamlamaydı. Ama içine girince saatlerce çıkamıyordu insan. Tek tek saysan uzun bir liste oluşuyordu. Ama akşam olup etrafa bakınca sanki hiçbir şey ortada yoktu. Yapılan tüm ev işleri saklanmış gibiydi.
Derin bir nefes alıp ev işlerini zihninden bir kenara bıraktı Esma.
Büyükçe bir tepsi aldılar önlerine. Örnek şablonuna baka baka boncukları delikli fileye takmaya başladılar. Filenin tasarımı çok mantıklıydı. Boncukların rahatça geçebilmesi için hafif esnekti. Ortasındaki kısımda ise minicik bir açıklık bulunuyordu. Her boncuğu taktıklarında yuvasına oturuyordu.
İlk önce örnek kağıdına bakarak sırasıyla yapmaya karar verdiler. Birinci sıra da 3 farklı renk kullanılıyordu. Şablona göre boncukları yerleştirdiler. Sağ taraftan kızı sol taraftan kendisi tek tek yerleştirdiler. Derken ikinci sıra, üçüncü sıra dördüncü sıra. Bir yandan sohbet ediyorlar bir yandan sayıları da karıştırmamaya çalışıyorlardı.
Onuncu sıraya geldiklerinde zihinlerinin yorulduğunu fark ettiler. Sıkılmaya da başlamışlardı açıkçası.
Ama bitince çok güzel olacağını da biliyorlardı.
Filenin yarısı kendisinin yarısı kızının yaptığı kısımdı. Hangisi daha önce deseni tamamlayacak diye yarış bile yaptılar. Desenler oturdukça harika bir çalışma ortaya çıkmaya başlamıştı bile. En arka boş kalan yerlerin zemin boşluklarını doldurdular. Gülüşmeler eşliğinde tatlı bir rekabetle boncuklar tamamlandı. Ve o an göz göze geldiler.
–İyi ki benim annemsin.
Bu cümlede ev işleri gibi çok kısaydı. Ama içi dopdoluydu. Sıcacık bir tebessüm ve kucaklaşmayla tamamlandı.
Sohbet etmeye devam ettiler.
-Kızım. Hayatımız da bu boncukları işlemek gibi. Sınırları belirleyince zihnimiz daha az yoruldu değil mi? Şekiller daha kolay ve keyifli yerleşti.
İlişkilerimizde de sınırları belirlemek burada olduğu bizi rahatlatır.
Herkes yerli yerinde olduğunda ilişkilerimizde dengesinde akar gider. Yapılması gerekenler yapıldığında desenlerde yerli yerinde olur. Desenler ortaya çıktıkça tabloyu izlemekte yapmakta daha çok keyif verir. Etrafımızdaki kişilerle sınırlarımız çerçevesinde ilişki kurduğumuzda ne kadar da huzurlu oluruz.
Bizi endişelendiren her ne konu varsa aslında bir şeyler öğretmek için gelir. Bazı fırsatlarıyla beraber hem de. Okulların tatil olması gibi. İlk bakışta üzücü, yorucu, sıkıcı gibi gelse de sonu her zaman artı bir güzelliğe çıkar. Tamamlanmış boncuk işlemeli tablo gibi.
Bir yanıt yazın