BİZİM ÇOCUKLAR

Dünya kupası, geçen hafta sonu LGS, bu hafta sonu YKS derken bir yoğunlukla geçti günler.

Milyonlarca genç, aylarca hatta yıllarca hazırlandıkları sınavlara girdiler. Kimisi sınavdan mutlu çıktı, kimisi üzgün. Kimisi hedeflediği okula yaklaşırken kimisi beklediğinin altında bir sonuçla karşılaştı.

Anne babalar, öğretmenler ve yakın çevreleri sonuçları konuşuyor. Kimi çocuğunun başarısını anlatıyor, kimi yaşadığı hayal kırıklığını. Ama işin özünde hepsi aynı cümlede birleşiyor:

“Bizim çocuklar…”

Sadece sınava giren gençler değil, sahaya çıkan futbolcular da bizim çocuklar. İş hayatına yeni atılanlar da bizim çocuklar. Bir hedefin peşinden koşan herkes aslında aynı yolculuğun yolcusudur.

Hayatın ilginç tarafı şudur: sonuçlar farklı olsa da başarıyı ve başarısızlığı doğuran sistem çoğu zaman aynıdır.

Birçok insan sonucu ‘’ hayatın getirdikleri’’ olarak açıklar. Oysa hayat olayları getirip insanın önüne bırakmaz. Hayat çoğu zaman insanın önüne bir sahneler koyarak ona eğitim verir. O dersin ne kadar öğrenildiği ise sonraki sonucu belirler.

Hayatta bazen ilk yenilgi bir ceza değil, bir uyarıdır.

İlk karşılaşma bir öğretmendir.

İlk hata bir derstir.

İlk kayıp ise eksik kalana hazırlığın fotoğrafıdır.

Önemli olan o fotoğrafa bakıp eksikleri görebilmektir.

Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri, hatanın nedenini kendisinde aramak yerine dışarıda aramasıdır. Suçu şartlara, zamana, rakibe, şansa veya kadere yüklediğinde rahatlar; fakat aynı zamanda gelişme fırsatını da kaybeder.

Oysa hata doğru yerde aranırsa insana yeni bir yol açar.

Bir öğrenci sınavda başarısız olduğunda mesele sadece kaç saat ders çalıştığı değildir. Nasıl çalıştığıdır. Hangi eksiklerini gördüğüdür. Hangi yanlışlarını düzelttiğidir. Heyecanını ne kadar yönettiğidir.

Bir futbol takımı da aynı şekildedir. Rakibin nasıl oynayacağını önceden görmek başka, ona karşı çözüm üretmek başkadır. Rakibin savunma yapacağını bilmek yetmez; o savunmayı aşacak hazırlığı yapmış olmak gerekir.

İşte hayatın birçok alanında insanların gözden kaçırdığı nokta budur.

Başarı, çoğu zaman doğru hamle yapmaktan önce yanlış hamleden sakınmakla başlar.

Yanlış hamleden sakınan kişi önce kendisini korur. Hatalarını tanır. Eksiklerini kabul eder. Zaaflarını görür. Böylece enerjisini boş yere kaybetmez.

Yanlış seçimler, yorumlar, düşüncelerden uzak durabilen insan atacağı okun yayını güçlü çeker.

Tarladan taşları temizlemek, ürün almak anlamına gelmez. Temizlenen toprağın işlenmesi gerekir. Hazırlanması gerekir. Tohumun doğru zamanda ekilmesi gerekir.

İnsan hayatı da böyledir.

Önce yanlışlardan sakınmak, sonra doğru hamle için hazırlanmak gerekir.

Ve en sonunda hamle yapmak, atağa geçmek gerekir. Böylece , kaledeki rakip takım savunsa bile golü atan sporcu bir boşluk bulur.

Bu sıralama değiştiğinde hayal kırıklıkları ortaya çıkar.

Çünkü hayal kırıklığı, çoğu zaman gerçekle değil beklentiyle ilgilidir. Umduğumuz şey ile bulduğumuz şey arasındaki mesafe açıldıkça hayal kırıklığımız büyür.

Anne babalar bazen çocuklarına yükledikleri anlam nedeniyle üzülürler. Takımlar bazen taraftarların yüklediği anlam nedeniyle baskı altında kalırlar. İnsanlar bazen hedeflerine gereğinden fazla anlam yükledikleri için sonuçtan daha fazla etkilenirler.

Oysa hayat tek bir sınavdan ibaret değildir.

Bir lise hayatın tamamı değildir.

Bir üniversite hayatın en güzel zamanı değildir.

Bir maç hayatın anlamı değildir.

Bir yenilgi de hayatın yıkılması değildir.

Asıl önemli olan, insanın karşısına çıkan her olaydan ders çıkarabilmesidir.

Çünkü zaman şu an içerisinde, insana geleceği vermez; geleceğe hazırlanması için bir işaret verir.

O işareti görenler eksiklerini tamamlar.

Görmeyenler ise aynı hataları tekrar eder.

Bu yüzden başarının sırrı sadece ileri atılmak değildir.

Önce yanlış hamlelerden sakınmak, sonra sabırla hazırlanmak ve zamanı geldiğinde kararlılıkla harekete geçmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner