Yağmur sonrası ıslak toprak kokusu ile yürümek ne güzeldir. Ama adımlarımıza dikkat etmeliyiz değil mi? Her an bir sümüklü böceğin üzerine basabiliriz.
Sütlü kahveye hayranmış da kabuğunu boyamış gibiler. Islak ve şeffaf bedeniyle kayarak ilerler ıslak zeminde. Kabuğundan tutup havaya kaldırınca içine çekilir. Kendini korumaya çalışır fakat kimse yardımına gelemez. Yine de siz sümüklü böcek yalnızlığı nedir bilir misiniz?
Nedir bu yalnızlıkla alıp veremediğimiz?
Yalnızlık ne zamandır bizim için kimsesizlik oldu?
Sırf yalnızlığımızı ortadan kaldırmak adına öylesine ilişkiler kurar olduk. Hayatın her yerine aceleciliğimizi bulaştırdığımız gibi ilişkilerimize de aceleciliğimizi bulaştırdık.
Günü birlik ilişkiler, hemen kaynaşıp hemen ayrışmalar ve sonunda iflas eden ilişkiler…
Bu işe önce izlediğimiz videoları x2 ye alarak başladık bana kalırsa. Yetmedi, o da uzun geldi sosyal medya videosu kaydırmaya başladık. Artık bu videoları da izleyemiyoruz, bu sebeple içerik üreticileri daha dikkat çekici videolar oluşturmak zorunda kalıyor.
Sahi yetişmemiz gereken bir yer mi vardı? Ben mi kaçırdım… Hayat mı çok yavaş, yoksa biz mi çok hızlıyız?
Belki de bizim aceleciliğimiz hayatı yavaşlatıyor ulaşmak istediklerimizi bizden uzaklaştırıyordur.
Halbuki doğada bizimle yaşayan ama bizim aksimize yavaş ve sakin, tek ama mutlu biri var. Belki de ondan bir şeyler öğrenmeliyiz. Evini sırtında taşıyan; sessiz ve ıslak ardında iz bıraka bıraka giden sümüklü böcekler.
Bizim gürültülü yaşayışımızın aksine telaşsız yaşamlarına sizde denk gelmişsinizdir. Bu acelesi olmayan dervişi sizce yeteri kadar düşündük mü?
Telaşsız, dokunduğu her yüzeyle birleşen sümüklü böcek temas ettiği her şeyi özümsüyor. Onun hayatında hiçbir şey ‘‘öylesine” değil. Her yere izini bırakarak gidiyor. Aceleye ise, onun hayatında hiç yer yok.
Biz ise onu anlamaktan epey uzaklaştık.
Her şeyi ‘‘sıradan” yaşar olduk ki…
Nasılsın sorusunu bile değersizce soruyoruz artık.
Neden böyle bir karar aldın sorumuzun cevabı; öylesine.
Öylesine ilişkilere sahibiz.
Öylesine yaşıyoruz bu hayatı.
Dokunduğumuz yere temas edemiyor, ardımızda iz bırakamıyoruz.
Çok hızlı yaşıyoruz,
Öylesine bir yaşam bizimkisi…
Kabuğumuza çekilip tek kalamıyor, iyileşemiyoruz.
Üstünkörü yaşıyoruz biz hayatı… Ne ”evetlerimiz” var hedeflerimiz doğrultusunda söylediğimiz ne de ‘hayır’ diyebiliyoruz azıcık beğenilmek uğruna.
Tercih edilmemiş ama yapımıza uygun yalnızlıklarımızı reddediyor, ilişki adına yanlış seçimler yapabiliyoruz.
Oysa iyi bir ilişki için öncelikle yanlış ilişkilerden sakınmak gerekmiyor mu?
Yalnızlığın kimsesizlik olmadığını öğrenmeliyiz belki de…
Belki de sümüklü böcek de yalnız değildir; sadece bizim gürültümüzden o kadar uzaktadır ki, onun derin sükunetini biz “kimsesizlik” sanıyoruzdur.
Evet, sırtımızda bir ev taşıyamayız. Sümüklü böceğin hassaslığına da sahip değiliz o kesin. Sırtımızda kabuğumuz ya da evimiz olmadığı için sevdiklerimizle olur ve destek isteyebiliriz. Bazen de biz doğru yerde ve doğru kişiye destek olabiliriz Böylece hayatımıza koyduğumuz sınırlar sınırların içerisindeki bizi derinleştirip, olgunlaştırabiliriz. Bize hiç verilmemiş bir yalnızlığı değil, topluma faydalı olmayı seçebiliriz.
Şunu sormayı bırakmalıyız belki de: “Ne zaman?”
Şunu sormalıyız: “Kime faydalı olabilirim ben?”
Çünkü bu bölüm; bizi yeniden inşa edecek…
Bir yanıt yazın