Ve beklenen kurtarıcı gelir.
Hani eline bir kitap alıpta kitabın ortasından her hangi bir sayfa açarsın… Tam orası gibi. Artık piyasanın durgun olduğu, çeklerin dönmediği, ödemelerin zorlaştığı, tahsilatların zar zor yapıldığı, siparişlerinse binbir zorlukla döndüğü bir dönemde işletmeye bir kurtarıcı gelir.
İmalatın yükü ayrı, satın almanın yükü ayrı, muhasebenin yükü ayrı… ‘Bu işler nasıl dengeye gelecek, dönecek?’ diye düşünürken dostun birinin tavsiyesi üzerine uzman bir yönetici şirkete gelir. Sırayla ve tek tek bölümleri gözden geçirmeye başlar. Satın alımları denetler, “Mal alırken kazanılır.” der. Hangi ürün, nereye gidiyor tüm bunları tek tek inceler. Alınan ürünlerin daha verimli kullanılması hakkında çalışmalar ve projeler geliştirir. Arabaların şirkete giriş çıkış saatleri, günlük harcırahlar, ödemelerin makbuzları ve dekontlar kontrol altına alınır. Fişsiz masraf kabul etmez. Sıkı bir yönetim politikasıyla muhasebeye el atar.
Satış; ürettiğini satmak öyle kolay değil, her baba yiğidin harcı değil tabi. Müşteriyi bulacaksın, müşteriye uygun malı sunacaksın, hatta uygun olmayan malı müşteriye uygun hale getirip satışa çıkaracaksın.
Pazarlık, ödeme koşulları, ürün teslimatı hepsini planlar. Uzun soluklu bir planlama hazırlar ve hemen uygulamaya geçirir.
Uzun ve biraz sıkıntılı geçen üretim, planlama, muhasebe ve satış günlerinden sonra şirket yeni gelen idareci sayesinde nefes almıştır. Artık işverenin ve ortakların kafası daha rahat, daha önünü görebilir hale gelmişler.
Şirkette dişlilerin tek tek yerine oturması ve o çarkın yeniden dönmeye başlaması biraz zaman alır. Ama tabii ki çark dönmeye başladıktan sonra da bu yeni gelen idareci firmanın gözbebeği olur. Ortaklar el üstünde tutmaya, bir dediğini iki etmemeye başlarlar. Şahsına araba temin edilir, aracın tüm masrafları şirket tarafından karşılanmaya başlanır. Birkaç hafta kış birkaç hafta yaz dönemi tatili şirket tarafından karşılanır olur. Çocukların okul masrafları da şirketten ödenmeye başlanır. Artık şirket bir çalışana verilebileceğinden çok daha fazlasını vermeye başlayınca ve yıllar geçince şirkette dengeler yeniden değişmeye başlar.

Yukarıya doğru çıkan şirket istatistikleri artık yatay seyretmeye başlar. Grafiğe bakınca hızlıca ilerleyen, büyüyen, atak yapan firma artık sadece yatay ilerliyor ve ufak ufak çıkışlar gösterir olur. Üç yıl, beş yıl, yedi yıl … Ortaklar bu kadar uzunca bir iş birlikteliğinden sonra böyle gitmeyeceğine yeniden karar verirler. Yönetici ile toplantı yapmaya, yeniden kararları gözden geçirmeye karar verirler. Bu düzenin böyle gidemeyeceğini, yeni hamlelerle şirketin yeniden canlandırılması gerektiğine karar verirler. Henüz karar almak için fikir alışverişi yapılırken bile ortam çok gerilir.
Yöneticiye, tüm imkanları şirket sağlamıştı. Ama bugün geldikleri noktada şirketten kar payı ve ortaklık talep eder olmuştu. Ama şirketin büyüme hızı ilk başlardaki gibi değildir artık. Karşılayacak gücü yoktur. Bu istekler ortakların canını sıkmış ve geri adım atmak istemezler. “Şirket böyle gittiği sürece sana verdiğimiz imkanları kısmak zorundayız. En azından araban kalsın. Sadece yaz dönemi tatilini karşılayalım. Prim ödemeleri yılda 1 defaya düşürülsün.” Teklifi sunulduğunda yönetici tarafından ciddi bir tepki ile karşılanmışlardı.
Ortaklar baş başa verip düşündüklerinde yöneticiye bulunduğu konumun çok fazla üstünde imkanlar sağladıklarını fark ederler. Ve bu sağladıkları imkanlar sonucunda yöneticinin hayattan ve işyerinden beklentileri çok çok değişmişti.
İnsan sonuçta daha iyi koşullara, daha rahat bir yaşama, daha çok imkana, daha güzele çok çabuk uyumlanabilen bir canlıdır. Ama imkanlar elinden gitmeye başladığında, kendisine verilen imkanlar azalmaya başladığında verdiği tepkilerde değişmeye başlıyordu.
Artık dönen dişlinin çarklarına ince ince çubuklar takılmaya başlıyordu. Yani ne kadar firma ortakları; “Bu iş böyle gitmez, bizim toparlanmamız lazım. İlk geldiğinde ne kadar iyi işler çıkarıyordun” deseler de kendisine verilen imkânlar azalmaya başlayınca yönetici çok gerilmişti.
Ortakların avantajı belki de farklı yapılanma süreçlerine hakim olmalarıydı. Hepsi farklı farklı alanlarda düşünme ve çözüm bulma marifetine sahiplerdi. Tıkandıklarında destek almak istemişlerdi, belki biraz da rahat yaşamak istemişlerdi. Yeniden tıkandıklarında yeniden destek istediklerinde acı gerçekle karşılaşırlar. Henüz uygulamaya geçmedikleri anlaşma süreci bile can sıkıcı hale gelmiştir.
Herkesin bulunduğu konuma göre, ihtiyaçlarına göre imkanları olması meğer çok kıymetli bir detaymış.
Bu konu da hem fikirlerdi. Ortakların verdikleri fazla imkanlar, tavizler ayaklarına dolanmaya başlamadan, dönen çarkı yavaşlatmadan erken farkındalık ve tedbirlerle hamlelerini değiştirmeye karar verirler. Yapılan uzlaşma toplantılarında durumun önemi ve ciddiyetini açıkça paylaşıp yeni stratejilere yönelirler. Masrafları azaltarak, kar payını arttıracak ya da sürümden kazandıracak hamlelere ağırlık verirler.
Bazen beklenen kurtarıcı geldiğinde verilenle, verilmesi gereken arasında uçurumlar oluşabilir. Geri dönemeyecek kadar ilgi, sevgi, maaş, zaman verilmiş olabilir. İşte o zaman başka bir süreç başlar. Farkında olmak ve verdiklerinin fazlasını geri alabiliyor olmak… İşte o zaman yine işler rayına oturmaya, terazinin kefeleri dengede durmaya devam eder.
“Zararın Neresinden Dönersen Kar Olur?” için 2 yanıt
-
Çok faydalı bir yazı Allah razı olsun
-
Kaleminize sağlık. Ne fazla detay verilmiş. İnsan bazen bundan fazlasını da vermek lazım diye düşünüyor. Ama öyle olmamalıymış demek ki.
Bir yanıt yazın