İnsan ilişkilerinde ve hayatta karşılaşılan zorluklar karşısında verdiğimiz tepkiler, tıpkı suyun karakteri gibidir. Bazı insanlar sığ bir dere yatağı gibidir. En küçük bir taş atıldığında, hafif bir rüzgâr estiğinde suyu hemen bulanır ve görüş açısı kaybolur. Bu, öfkenin kontrolsüz halidir. Oysa hayatın karmaşası içinde ayakta kalabilmenin ve sağlıklı kararlar alabilmenin, gerçekten “derinleşebilmenin” sırrı, sığ bir su değil, engin bir okyanus veya güçlü bir nehir gibi davranmayı öğrenmektir.
Sığlığın bir tuzağı vardır, çabuk bulanmak… Sığ su, çok az bir müdahale ile çalkalanır. Birisi eleştirdiğinde, beklenmedik bir haber alındığında veya planlar aksadığında hemen parlıyorsa insan, tepkileri anlıktır.
Sığ suyun bulanıklığında gerçekler seçilemez; altındaki çamur görünmez. Öfke, mantığın önüne geçer ve kişi sadece o anın dürtüsüyle hareket eder. Ancak, çabuk bulanan bir su, içindeki canlıların yaşaması için de uygun değildir. Öfkenin sığlığı, insanın hem kendi iç huzurunu kaçırır hem de çevresindekilere zarar verir. “Hemen öfkelenmek”, bir zayıflık göstergesidir çünkü kişinin dış etkenlere karşı hiçbir koruma kalkanı olmadığını ve duygularının başkaları tarafından kolayca yönetilebildiğini kanıtlar.

Derinliğin ise metaneti vardır, Nehirlere ve Denizlere benzer… Derin sular daha farklıdır…
Bir okyanusa koca bir kaya da atılsa, onun yarattığı dalga, o devasa kütle içinde kısa sürede söner. Okyanus kendi dengesini korur. Yüzeyde fırtınalar kopsa bile dibi her zaman sessiz ve serindir.
Güçlü bir nehir, üzerinden geçen her çöpü veya pisliği kendi akışıyla temizleyerek yoluna devam eder. Derin bir zihne sahip olmak; olayları bütünsel bir bakışla görmek demektir. Derinliği olan bir kişi, üzerine gelen eleştiriyi veya zorluğu kendi süzgecinden geçirir;
-“Bu olay benim kimliğimi ne kadar etkilemeli?” diye sorar.
Hemen tepki vermez, çünkü nehir gibi akışın sürekliliğini önemser. Bilir ki, o anki öfke sadece geçici bir bulanıklıktır ve sabırla beklediğinde suyunun duruluğu geri gelecektir.
Düşünceyi eyleme dönüştürmek, durgunlukta saklı güç gibidir… Derin sularda yaşar gibi düşünmek, tepkisiz kalmak demek değildir; aksine, en doğru tepkiyi verebilecek zamana kadar “bekleyebilme becerisi”dir. Bu yaşam stili, insanı daha danışılan bir konuma yerleştirir.
Özdenetimi vardır, olaylara dışarıdan bakabilme yetisi kazandırır.
Gözlem yapabilir, bulanık suda hiçbir şey görülmezken, durgun suda tüm tehlikeler ve fırsatlar berrak bir şekilde seçilir.
Saygınlık kazandırır, her şeye anında öfkelenen kişi öngörülebilirdir ve bu durum saygınlığı azaltır. Oysa derinliği olan kişi, soğukkanlılığıyla güven verir.
Hayatın akışında “sığ” kalıp her etkileşimle çamurlaşmak yerine, “derin”leşerek etkilenmemeyi ve kendi dengemizi korumayı öğrenmeliyiz.
Hangi balina o derin sularda istavrit gibi hareket etmiştir ki?
Okyanusun en derin, en sakin yerinde, balina ağır ve vakur bir hareketle yüzer. Okyanus, yüzeyinde fırtınalar kopsa bile, derinlerde her zaman durgundur ve telaşsızdır. Başkalarının yarattığı kargaşanın kendi zihnini bulandırmasına izin vermez.
Sadece derin olanlar, fırtınaların üzerlerinden geçip gitmesine izin verecek kadar cesur ve bilge olabilirler.
“DERİN SULARDA YÜZMEK” için 10 yanıt
-
Tepkilerimi tutup, olaylarda daha yavaş hareket ettikçe hayatta daha çok güçlendiğimi farkettim…
-
Bazen hak etti ama o da dediğimiz olaylar oluyor. Şimdi onlara da mı bişey demeyeceğiz 🫣
-
Hayatım boyunca hep nasıl derin su olurumu sorguladım, anladım ki herşey insanın kendi yapıp ettikleri ile ilgili…
Sığ su olmak istemeyenlere ithafen…
Emeğinize sağlık🌿 -
Kendi tepkilerimizi bir gözden geçirmemizi sağlıyor… Kıymetli bir yazi, kaleminize çokça sağlık 🙂
-
Bu haftanın konusunu gerçekte derin sularda yüzerken okumak ve denk gelişi❤️… Yaşadığım yeni ve büyük fırtınanın arkasından gelen sakinlik ve yüzdüğüm denizin akşam bile dalgalanmaması sanki daha fazla yormak istemez gibi… çok fazla şeyi aynı anda hissettirdi ve düşündürdü bana. İnsan ne kadar derin su olmayı başarabilirse, hayatını yönetme gücüne o kadar sahip olur. Ama derinleştikçe fırtına da gelen dalgaların büyüklüğü de o ölçüde artar.. o yüzden fırtına öncesinden gelen işaretlere çok dikkat etmek gerekir bunu biri söylüyorsa o söyleyene kulak vermek gerekir. Çünkü vakadan önce sizi uyaran sizden yanadır. Vakada veya sonrasında uyaran sizin için iyi olanı söylese bile zamanlama hatalı, sizden yana olamaz çünkü, söylediği şeyin faydası olmayacağı için zarar verecektir. Her nasip vaktine esirdir. O yüzden bilinç açıklığıyla olaylara ve karşımıza gelen problemlere bakmak gerekir. O problemleri karşılıcak derinliğe ve akışkanlığa sahip olmak gerekir. Damarlarımızın yapısıyla , nehirlerin benzerliği gibi.. damarların yapısını korumak lazım ki hayattaki zorlukları akıp geçelim. Sürekli temizleyelim. Olaylara doğru bakabilmek de sağlıkla alakalı hepsi nasıl da bağlantılı… Gösterene ve sebep olana binlerce şükür…
-
Mesele derin olmayı başarabilmekte ama günümüz yaşam şartlarında bu nasıl mümkün
-
İnsanın bu yazıyı okuduğunda suyun üstünde sakince giden bir gemi olası geliyor. Çoğumuz engin denizlerden, derin suları ürkütücü bulabiliriz. Ama bunu hayatımızda başarabilmenin ne kadar insanı güçlü kılacağından bahsedilmiş. Çok farklı ve güzel bir bakış açısı. Teşekkür ederiz
-
Birine , bir kaç satırla dibinde biriktirdiği çerçöp ile sığlaştığını gösterebiliyor hiç haberiniz yokken birinin hayatına sesizce dokunuyorsunuz.Kaleminize sağlık💕
-
Kaleminize sağlık ✏️
Tam zamanında okuduğum bana farkındalık oluşturan bir yazı denk geldi bana… Teşekkürler 🍃 -
bana farkındalık oluşturan bir yazı denk geldi bana… Derin su olanlardan olmak umuduyla… Teşekkürler 🍃
Bir yanıt yazın