ŞEHRİN NEŞELİ KAHKAHASI: ERGUVAN

Odamın penceresinden içeriye giren morumsu pembe çiçeklerin istilasıyla dikkatim dağılmıştı. Okuduğum kitaptan başımı kaldırmıştım. Rüzgârın sesiyle birlikte o hafif çiçek kokusu odama dolmuştu. İçime sebepsizce dolan hüzün bulutlarını dağıtmıştı.

Bu istilacı pembe panik dalgası erguvanlar, her mayıs ayında işte böyle odama baskın yapardı. Şehrin tüm griliklerine meydan okuyarak belirirdi hayatımın ortasında.

Bahçedeki diğer ağaçlar yeşil yapraklarını usul usul çıkarırdı. Çiçek açacaklarını anbean dünyaya duyururken o sessizce beklerdi. Aylarca tek bir yeşil yaprak bile gözükmezdi gövdesinde.

Sonra işte böyle günün birinde birden kahkahasını patlatır ve gövdesinden çiçekler açardı. Onun neşesi tüm bahçeyi güldürürdü. Mor mu pembe mi, eflatun mu rengini çözemediğim çiçeklerini salardı gökyüzüne. O ne pembeydi ne mordu. Sabit bir duruş vadetmezdi. Onu çözemez, çözemedikçe hayran olurdum.

Ne Ocak kadar soğuktu ne de Ağustos kadar yakıcıydı. Mayıstı o, baharın tam ortasıydı. Ne kışın ağırlığın taşır ne de yazın sıcağına kapılırdı. İkisinin tam ortasıydı, birden gelir, birden giderdi.

-“Baktın baktın, bakmadın ben kaçtım” derdi adeta.

Onun bu romantik ama muzip gelgitli tavırları beni kendine hayran bırakırdı. Olgun bir neşesi vardı sanki. Alaya almaz, kalp kırmaz ama muzipliğini de bir kenara bırakmazdı. Toprağa sıkıca bağlanan kalın kökleri, güçlü bir gövdesi vardı. Bu gövdeden pembemsi çiçeklerini çıkarır, ‘’Sınırlarını pembeye boya’’ derdi sanki.

Kalemimi bırakır, saatlerce bahçemdeki erguvan ağacını izlerdim. İçimde bir yerlerde ona benzeme isteği belirir, zıtlıkların o hassas dengesini nasıl tutturduğunu düşünürdüm.

O, ne lale gibi saksılarda uslu uslu durabilirdi ne de gül gibi can yakıcı dikenlerin arasına saklanırdı. Bir anda yeşilliklerin arasından fışkırır, tıpkı odamın penceresini istila ettiği gibi tüm İstanbul’u istila ederdi. Göze batmadan göz almayı başarıyordu. İnsanlığın bulamadığı o hassas kıvamı bulmuştu.

Bana hayatın en büyük sırrını fısıldıyordu o pembe dallarından:

Hayat, zıtlıkların tam ortasında o muazzam “kıvamı” bulabilmekti.

Sınır koymaktı ama sınırlarını da pembeye boyamaktı.

Çalışmaktı ama hayatı da kaçırmamaktı.

Neşeli olmaktı ama gevşememekti.

Net olmaktı ama kalp de kırmamaktı.

Ne kışın hüznünde kaybolmaktı ne yazın sıcağında kavrulmaktı… Erguvan gibi, zamanı geldiğinde tüm dünyaya kendi rengini hoyratça ama incitmeden sunabilmekti.

Ne hüzne teslim olmalıydı insan, ne de ciddiyetsiz bir neşeye. Erguvan gibi olmalıydı belki de…

Tam ortada olması gerektiği gibi olmalıydı…

Kıvamında…

“ŞEHRİN NEŞELİ KAHKAHASI: ERGUVAN” için 2 yanıt

  1. Meryem avatarı
    Meryem

    Erguvanla tanıştım çok güzel anlattız tebrik ederim başarılarılarız devamını dilerim selamlar sevgiler.

    Loading spinner
  2. Deniz avatarı
    Deniz

    Bu denge halinde hayatımızın her geçişinde farkli güzellikleri fark etmek 🙂

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner