“İnsanın en büyük zorluğu, düştükten sonra ayağa kalkmak değil; düşmeye götüren yolu zamanında fark edebilmektir.”
Hasan Bey, her bayram çocuklarını ve kardeşlerini eski köy evinde toplardı. Sofralar kurulur, bahçede çaylar içilir, çocuklar koşuşturur, büyükler eski günleri anlatırdı. O ev sadece taş ve ahşaptan yapılmış bir bina değildi; yılların biriktirdiği hatıraların, affedişlerin ve birlikte yaşanmış hayatların eviydi.
Fakat yıllar geçtikçe sofralar küçülmeye başladı.
Önce küçük kırgınlıklar çıktı. Bir miras paylaşımında söylenen sert bir cümle… Bir düğüne geç gelinmesi… Telefonun zamanında açılmaması… Sosyal medyada beğenilmeyen bir paylaşım… Her biri tek başına önemsiz görünen olaylar, kalplerde küçük tortular bırakıyordu.
Kimse büyük bir kötülük yapmamıştı.
Ama herkes biraz haklı, biraz kırgın, biraz da gururluydu.
Hasan Bey bir gün sessizce şöyle dedi:
“İnsan kirlenmeye bir anda başlamıyor. Önce küçük yanlışları normal görüyor.”
Oğlu anlam veremedi.
“Ne demek istiyorsun baba?”
“Bak oğlum… Bir gömleğe küçücük bir leke bulaştığında hemen yıkarsan kolay temizlenir. Ama ‘bir şey olmaz’ deyip her gün yeni bir leke eklersen, sonunda çıkarmak için saatlerce uğraşırsın. Kalpler de böyledir.”
Gerçekten de öyleydi.
Bir kırgınlığın üzerine özür gelmeyince ikinci kırgınlık doğuyor, ardından dedikodular başlıyor, sonra insanlar birbirini aramaz oluyor, en sonunda da akrabalar yabancıya dönüşüyordu.
Arınmak zordu.
Çünkü insan önce kendi hatasını kabul edecekti, sonra gururunu susturacaktı ve sonra özür dileyecekti.
Sonra güveni yeniden inşa edecekti. Yıkmak birkaç dakikaydı. Onarmak ise bazen yıllar sürüyordu.
Hasan Bey’in komşusu İbrahim Amca bunun en acı örneğiydi. Öz kardeşiyle sadece bir tarla sınırı yüzünden konuşmayı bırakmıştı. İlk yıl ikisi de “O arasın.” dedi.
İkinci yıl çocukları da birbirinden uzaklaştı. Üçüncü yıl torunlar birbirini tanımamaya başladı. Onuncu yılda cenazede karşılaştılar. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki… Ama artık konuşabilecekleri kişi yoktu.
İnsan çoğu zaman yanlışın büyümesini izliyor, sonra da onu temizlemek için ömrünü harcıyordu.
Oysa en büyük bilgelik, kirlenmeden yaşayabilmekti.
Bir bardak suyu temizlemek kolaydır.
Ama içine her gün biraz çamur atılan bir gölü eski hâline döndürmek çok zordur.
Aile ilişkileri de böyledir.
Her kırıcı söz, göle atılan küçük bir taş gibidir. İlk anda yalnızca küçük halkalar oluşur. Fakat zamanla o halkalar bütün kıyıya ulaşır. Anne üzülür, baba sessizleşir, çocuklar büyüklerin arasındaki mesafeyi öğrenir. Bir kişinin öfkesi, bütün aile iklimini değiştirebilir.
Hasan Bey bunun için çocuklarına hep aynı nasihati verirdi:
“Yanlış yaptıysan hemen düzelt. Ama daha önemlisi, seni yanlışa götüren ilk adımdan uzak dur.”
Çünkü insan büyük yalanı söylemeden önce küçük bir gerçeği gizler. Büyük kavgadan önce sesini biraz yükseltir. Büyük kopuştan önce bir telefonu ertelemeyi alışkanlık hâline getirir.
Bir akşam bütün aile yine aynı sofradaydı. Hasan Bey masaya boş bir cam sürahi koydu. Sonra içine berrak su doldurdu.
Ardından cebinden bir avuç toprak çıkarıp göstermeye başladı.
“Bu toprağı şimdi suya dökersem hepiniz bulanıklığı göreceksiniz. Sonra saatlerce bekleyeceğiz ki çöksün. Belki birkaç kez süzeceğiz. Belki yine eski berraklığına kavuşmayacak.”
Sonra toprağı cebine geri koydu.
“Gördünüz mü? En kolay temizlik, kirletmemektir.”
Sofrada derin bir sessizlik oluştu.
O günden sonra aile içinde küçük bir kural benimsendi.
Kırgınlıklar aynı gün konuşulacaktı. Yanlış anlaşılmalar büyütülmeyecekti. Telefonlar “sonra ararım” diye ertelenmeyecekti. Bayram ziyaretleri ihmal edilmeyecekti.
Çünkü herkes anlamıştı ki akrabalık bağı, büyük fedakârlıklarla değil; her gün yapılan küçük doğrularla ayakta kalır.
Hayatta bazen arınmak mümkündür; insan pişman olur, özür diler, gönül alır ve yeniden başlar. Fakat bunun ne kadar yorucu ne kadar uzun ve ne kadar belirsiz bir yol olduğunu yaşayanlar bilir. Bu yüzden gerçek ilişki, kirlenmeyi bekleyip sonra temizlenmeye çalışmak değil; kalbi kirletecek ilk yanlışa karşı dikkatli olmaktır.
Çünkü arınmak gerçekten en zorudur. En güvenli yol ise, insanı arınmaya mecbur bırakacak yanlışlara hiç sapmamaya çalışmaktır. Aileyi, akrabalığı ve sevgiyi koruyan da tam olarak bu hassasiyettir.
Bir yuvayı ayakta tutan büyük kahramanlıklar değil; her gün özenle sakınılan küçük yanlışlardır.
“ARINMAK EN ZORU” için bir yanıt
-
Ertelemek, kendini haklı görmek, düşünmeden konuşmak ve sonunda kopan bağlar, dağılan akrabalık ilişkileri…Hepimizin şahit olduğu bir öykü bu. Okurken gözümün önünden geçti. Kendim payıma düşeni de aldım. Teşekkürler, harika bir hatırlatma yazısı olmuş 🙂
Bir yanıt yazın