ÇİÇEK

Uzun bir yürüyüşün ardından artık dinlenmeye karar vermişti. Bulunduğu yerdeki manzara gerçekten büyüleyiciydi. Mor çiçekler etrafı sarmış, dalga ve kuş sesleri birbirine karışıp bir ritim tutturmuştu. Daha fazla dayanamayıp dinlenmek için çiçeklerin arasındaki boşluğa doğru uzandı. Birkaç saat sonra başı dönmeye ve nefesi daralmaya başladı. O güzel çiçekler, soluyan her canlıyı yavaş yavaş zehirleyen bir koku salıyordu. Hemen doğruldu ve çiçeklerin polenlerini kıyafetlerinden temizlemeye uğraştı ama ne kadar silerse silsin o ağır koku ciğerlerine işlemeye devam ediyordu. Çünkü hala zehrin tam kalbindeydi…

İnsanın, ilişkilerinde de düştüğü tuzak buna benzer. Bir yangın başladığında ormandaki hiçbir canlı alevlerin arasına girip “nasıl yanmadan çıkarım?” hesabı yapmaz.

Ceylan misali, dumanı ilk fark ettiği an yönünü değiştirir ve hızla o ortamdan uzaklaşır. İnsan ise çoğu zaman ona zarar veren, zehirli bir ilişkinin tam ortasında durur ve bekler…

Kalbindeki yaraları nasıl iyileştireceğini, kendisini nasıl arındıracağını düşünür. Oysa mesele hiçbir zaman arınmak değildir. İnsan bir süreçte sakınabilme marifeti arttıkça arınabilir. Sakınmak; bu toprak benim yeşerebileceğim bir toprak değil diyerek o güzel ama zehirli çiçeklerin arasından çekip gidebilmektir.

Zehirli çiçeklerin başını göğe kaldırdığı bir bahçede durmak, güneşin ışığını emmek yerine kendi solgun gölgende kaybolmak gibidir. Oysa insan, kendine ait bir bahçe açmalıdır. Toprak seçiminde cesur olmalıdır. Bazen bu, kırık dallarla dolu eski bir ağacı terk etmek ve yeni tohumları hayatına ekmek anlamına gelir. Her tohum kendi içinde saklı bir umut taşır; kendi bahçende yetişirken insanı da yeşertir.

Peki ya biz ilişkilerimizde hangi zehirli çiçeklerin arasında durmaya devam edip dinlenmeye çalışıyoruz?

Hangi dikenler bizi kanatıyor ama çıkaramadığımız birer çivi gibi saplanıp kalıyor? Kendimizi sevgiyle sarmak yerine, neden yaralarımıza tuz basan acılara dört elle tutunuyoruz?

İçimizdeki o küçük fısıltıya kulak vermek gerek: Yeryüzü geniş değil miydi?

-“Git, kendin için daha temiz, daha huzurlu bir yer ara.”

Kendi içindeki bahçeye dönmek cesaret ister; çünkü bu yolculuk, bazen karanlık topraklardan geçer. Ama unutma ki, karanlık topraklar en güzel çiçekleri saklar. Kendi ışığını söndürmeden, kendi ateşini yakmadan, oradan geçmeden varamaz insan kendine.

En iyi versiyonuna nasıl ulaşır insan?

Bazen en güzel iyileşme, çıkıp gitmekte, kendi özünü koruyarak yeni bir sayfa açmakta yatar. Çünkü gerçek, kendini tanımayla başlar. Başka kimsenin yapamadığını, sakınan insan, kendine mutluluk, umut ve başarıyla yapabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner