OTOBANDA AÇAN ÇİÇEK

Memlekete cenazeye gidiyordu. Otobanın kenarında, asfalttan fışkırmışçasına duran ayçiçeğini görünce yavaşladı. Yapayalnız bir ayçiçeğiydi. Ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Hatta aksine o küçücük bedeniyle tüm çevresini güzelleştirmişti.

Birden yavaşladı. Yüzünü bir gülümseme sardı. “Ne kadar uyumsuz ama ne kadar da güzelsin be çiçek!” dedi. Yavaşlayan herkes gibi o da düşünmeye başladı.

Kerim doktordu. Çok başarılı ve ünlü bir  beyin cerrahıydı. İyi kazanıyordu. Mal varlığı kendisinin bile hesabını tutamayacağı bir seviyeye gelmişti. Tıpkı yıllar önce hayalini kurduğu gibi.

Şehirden çok uzakta, imkanların tükendiği bir köyde büyümüştü. Kerimler’in evi ise imkansızlıktan en çok nasibini alan evdi. Çoğu zaman yumurtaya bile muhtaçtılar.  Ama Kerim çalışkan çocuktu. Komşuya yardıma gider, çobanlık yapar, odun kırar ekmeğini taştan çıkarırdı. Bu imkansızlığın bir gün bitmesi için elinden geleni yapmaya kararlıydı. Annesini babasını rahat yaşatacaktı. Kardeşleri onun çektiklerini çekmeden büyüyecekti.

Köy okulunu birincilikle bitirdi. Bitirdi bitirmesine ama asıl zorluk şimdi başlıyordu. Ortaokul şehirdeydi. Şehire dolmuş vardı, ama dolmuşa verecek para yoktu. Yürüdü. Kar kış demeden yürüdü. Ayağında lastik ayakkabılarla. Ümidini hiç yitirmeden.

Ortaokulu bitirince İstanbul’da yatılı okulu kazandı. Herkese zor gelen yatılı okul hayatı Kerim için adeta lükstü. Sabah kahvaltıları, sıcacık odalarda kendi yatağı ve dolabı. Hayallerine şimdiden ulaşmış gibiydi. Tıp fakültesini kazanınca önündeki son engeli de aşmış oldu.

Hocaların gözde öğrencisi oldu. Her derse hazırlıklı gelirdi. Her görevi eksiksiz yapardı. Her hocayla sohbeti vardı. Arkadaşları da çok severdi Kerim’i. Yardımsever, samimi ve esprili bir çocuktu.

Mezun oldu. Uzmanlığı kazandı. Göreve başladı. Ameliyatlar, daha zor ameliyatlar ve kimsenin yapamayacağı ameliyatlar yapmaya başladı.

Ailesini hiç ihmal etmedi. Eli ekmek tutar tutmaz ne ihtiyaçları varsa gidermeye başladı. Artık yokluk yoktu. İmkanlar Kerim’in elindeydi. Hep hayalini kurduğu gibi.

Kerim devlet hastanesinde çalışıyordu. Başarılı ameliyatlarını duyan hastalar uzun kuyruklar oluşturuyordu. Hepsiyle tek tek ilgileniyor, ameliyat olması gerekenleri ediyordu.

Birgün bir firma görevlisi Kerim’le görüşmek istedi. Ameliyatlarda kullanılan malzemeleri satan firmanın görevlisi. Kerim’i yemeğe çıkardı. Kerim’e ne kadar başarılı olduğunu söyledi. Aynı  ameliyatları özel hastanelerde yapan doktorların milyonlar istediğini anlattı. Kerim’i bir kahraman ilan etti. Halkın içinden gelen, halkın kahramanı. Ama kahramanların daha çok kazanması gerekiyordu. Aile hekimleriyle aynı maaşı alması haksızlıktı. Ve teklifini yaptı.

Devletin karşıladığı malzemeler kalitesizdi. Bu firmanınkiler ise ücretli ama daha kaliteliydi. Tabii Kerim de el emeğinin hakkını alacaktı.

Kerim anladı. Seçim yapması gerekiyordu.

Daha çok kazanmak istiyorsa bu teklifi kabul edecekti. Yeni evlenmişti. Doktorlar rahatlık içinde yaşardı ya. Nerde… Kerim ailesine gönderdiğinden arta kalanla yaşamaya çalışıyordu. Eşi de bu durumdan şikayetçiydi. Kendi paralarıyla lüks bir yaşam sürebilirlerdi. Ama onlar ay sonunu zor getiriyorlardı.

Kabul etti. Vicdanının sesi hiç susmuyordu. Eli titriyordu. Önce eşi ikna etmeye çalıştı. Sonra firma vaaddettiğinden daha yüklü ödemeler yaptı. Çok para kazanmaya başladı gerçekten. Satın alabilecekleri arttıkça, içi de rahatlıyordu sanki. 5 yılın sonunda gayrimenkul zengini, kerli ferli bir doktor oluvermişti Kerim.

Bir gece telefon çaldı. Annesi vefat etmişti. Aradan bir ay geçmeden de babasının acı haberi geldi. Uçakla gitmek daha uzun sürecekti. Atladı arabasına, bir an önce varmak istiyordu. Artık cansız bile olsa babasına son bir kez sarılmak…

5 yıldır herkesi, her şeyi ne kadar da ihmal etmişti. Öyle yoğun çalışıyordu ki…Bayramları tatile gitmek için fırsat bilmişti. Ailesini ziyarete gidemiyordu bir türlü. Arada onları yanına aldırttırıyordu. Ama bitmeyen ameliyatlar yüzünden eve de erken gelemiyordu ki.

Sanki bir makinaya dönüşmüştü. O köyde büyüyen, çalışkan, yardımsever, neşeli çocuk nereye gitmişti? Hani o girdiği her ortamı güzelleştiren. Hastalarına şifa veren güzel çocuk…

Daha çok kazanmak uğruna, doğru olmadığını bile bile kabul ettiği o teklif. Neye dönüştürmüştü onu? Hayali bu muydu gerçekten? İnsana kendinden daha çok kimse zarar veremiyordu.

Çünkü insan neye uyumlanırsa ona dönüşüyordu.

Ayçiçeğini düşündü. Asfaltla olan uyumsuzluğunu. Özüne, toprağa olan uyumunu ve nasıl etrafını güzelleştirdiğini… Ve sonra kendini düşündü. Bir çiçek gibiyken, asfalt gibi katılaşan kalbini…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner