“EVET” DEDİ

Ece yataktan aceleyle fırladı, çok önemli bir toplantısı vardı. Saate bakınca gözleri fal taşı gibi açıldı. Yetişmesi neredeyse imkansızdı. Bir o tarafa bir bu tarafa koştururken kendini de azarlıyordu:

-Nasıl böyle bir hata yaparım?

Ağlamak üzereydi ama ona da vakti yoktu. Apar topar üzerine bir şeyler geçirdi. Saçlarını elleri ile düzeltti. Haftalarca hazırladığı sunum dosyalarını kapıp koşarak evden çıktı. Taksi durdurmaya çalışıyordu ama aksilik bu ya hepsi doluydu.

-Hayır ya olamaz, dedi içinden.

Yerinde duramadığı için bir yandan hedefine doğru yürüyor bir yandan gözleri ile taksi yokluyordu. Kendini salıp, oturup bir kaldırım taşında ağlamak istiyordu. Ama yapamazdı çünkü bu işleri içinden çıkılmaz yapardı.

Durdu. Derin bir nefes çekti.

-Tamam yanlış bir şeyler yaptım, evet. Bu da bana ders oldu, dedi.

Tam o sırada bir taksi ona doğru yaklaştı. Şoför de durmak için Ece’yle göz teması kurmuştu resmen. Nasıl da anlamıştı Ece’nin halinden? Ece de hemen elini kaldırdı, taksiye atladı. İş yerinin konumunu bildirdi ve acelesi olduğunu söyledi. Taksici bütün tebessümü ile,

– Merak etmeyin hanımefendi, 29 yıldır taksicilik yapıyorum. İstanbul’u avucumun içi gibi bilirim. O adrese giden kestirme bir yol biliyorum. Kabul ederseniz oradan gidelim, dedi.

Ece elbette hemen kabul etti. Saatine baktı, eğer taksici abi dediği sürede yetiştirirse toplantıya birazcık gecikecekti. Ama yine de sunumu yetiştirebilirdi. Camı açtı, nefes aldı derince. Dün geceyi hatırladı…

Nasıl oldu? Nasıl yaptı böyle bir tercihi? Nasıl kabul etti o teklifi? Doğru yerde ve doğru zamanda hayır diyememenin pişmanlığını yaşıyordu şu anda.

Ece işinde başarılı bir kadındı Patron önemli müşterilerini hep Ece’nin karşılamasını isterdi. Gerekli sunumları Ece’nin yapmasını tercih ederdi. Pozisyonu ve maaşını da başarı performansı ölçüsünde arttırırdı.

Bugün yapacağı sunum, şirketleri için devir niteliğindeydi. Haftalarca düzeltmeler ile uğraşmıştı Ece. Bu işte de başarılı olursa Ece’yi çok istediği, önemli bir terfi bekliyordu. Çünkü o zaman annesinin köydeki evini tamir ettirebilecek bir geliri olacaktı. Böylece annesi daha rahat yaşayacaktı. Hem İstanbul’da yaşamak hem de annesine bakmak biraz zor oluyordu. Babasının gidişinden sonra annesine kendisi ile yaşaması için çok ısrar etmişti. Ama sadece kışın 3 aylığına gelmeye ikna edebilmişti. Annesi şehri, kalabalığı ve gürültüyü sevmiyordu.

Tek derdi kızını özlemekti. O yüzden o 3 ay güzelce vakit geçirir, özlem giderirlerdi.

Bu sebeple bu terfi çok iyi olacaktı. Bunun farkında olduğu için çok çalıştı bu projeye. Neredeyse yemek dışında mola yapmıyordu. Son günlerinde işyerindeki bazı arkadaşları,

– Artık biraz dinlen! Yeter, bu kadarı da fazla, kendini de önemse! diyorlardı.

Ne olduysa o son gün aşırı ısrarlarına “hayır” diyemeyince oldu zaten.

-Bir şeyler içmeye gidelim, dediler.

-Hem terfi alacaksın. Çok çalıştın, gel seni şöyle bir rahat ettirelim, dediler.

-Sürekli “hayır” diyorsun ama bak projeyi tamamladın yarın sunacaksın. Senin de biraz kafanı boşaltmaya ihtiyacın var. Gel bizi dinle, bak çok iyi gelecek, dediler.

Müzik, sohbet, çaylar kahveler derken eve kaçta geldi, nasıl uyudu hatırlayamıyordu.

Bir gece öncesi, hem de bu kadar önemli bir olayın arifesinde…

“Hayır” demesi gereken o teklife “evet” dediği içindi her şey… Şu an ne halde olduğuna bir baktı.

Toplantıda giyeceği elbiseyi özenle almıştı ve hazırlamıştı ama giymeyi unuttu. Hoş, giyse de hayal ettiği gibi durmayacaktı. Taksinin yan aynasında yüzünü, saçlarını gördü. Böyle hayal etmemişti. Ama pes edecek durumda değildi.

Taksici abinin

– Geldik Hanım kızım, demesiyle gerçek hayata döndü.

Ece ödemeyi yaptı, teşekkür etti ve hızla toplantı salonuna yöneldi. Patron, Ece’nin geç kaldığını anlayınca misafirlere kahve ikram etmişti. Ece’yi görünce hemen müsaade isteyip çıktı. İçeri girmeden Ece’yi kapıda yakaladı, şöyle bir baktı. Sonra arkasından ona gülen -dün gecenin organizatörleri- ekip arkadaşlarına baktı. Ece o an patronunun ne kadar deneyimli olduğunu gördü. Çünkü kadın hiç konuşmadan durumu anlamıştı.

-Ece odama git ve askıdan ceketimi alıp giy ve masamın üstündeki siyah kutudaki fularlarımdan birini tak. Saçını düzelt, yüzünü soğuk bir su ile yıka. Şu bin bir emekle hazırladığın sunumu bize sun kızım, dedi.

Ecenin gözleri doldu.

– Hayır şimdi değil! Sonra muhasebeni yapar, bu olaydan dersini alırsın. Ve umarım böylelikle daha güçlü yol alabilirsin. Şimdi işimize bakalım! Tamam mı?

– Evet! Kesinlikle evet, dedi Ece.

İnsanı hedefinden saptıran ”evet” dediği yerlerin hatalı oluşuydu. Doğru yerde ”hayır” diyemeyen insan yanlış bir ekosistemde kendini buluveriyordu.

O halde uzun mesafe arasında düşünebilen insanın hayatı da kolaylaşıyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner