Kerem, uzun yıllar boyunca sabahın dördünde çalan alarmın en sadık dostu olduğunu düşünürdü. Atletizm pisti, onun için sadece bir toprak zemini değil, yaşamını inşa ettiği bir temeldi. Her sabah antrenmana giderken hissettiği o hafif kas ağrısı, aslında hayatta olduğunun ve bir amaca hizmet ettiğinin en somut kanıtıydı.
Ancak bir gün, bu düzenin sadece bir pranga olduğunu düşündü. “Bir gün gitmesem ne olur?” diye sordu kendine. O bir gün, bir haftaya, bir ay ise koca bir boşluğa dönüştü. Disiplin, Kerem’in hayatından çekilip gittiğinde, beraberinde sadece kaslarını değil, karakterinin en güçlü dayanağını da götürdü. İlk kaybettiği şey zamanın tekrarlanamaz olduğuydu. Eskiden saniyelerin kıymetini bilen adam, şimdi saatleri bir sis bulutunun içinde amaçsızca savuruyordu. İkinci olarak, iradesinin keskinliği köreldi. Eskiden zorluklar karşısında bir demir gibi bükülmeyen zihni, artık en ufak bir engelde gevşiyor, hemen bahane üretiyordu. En kötüsü ise kendine olan güveninin zayıflamasıydı. Aynadaki görüntüsüne baktığında, artık hedefleri olan bir sporcu değil, kendi sözünü tutamamış bir yabancı görüyordu.
Disiplin gevşediğinde sadece bedeni değil, mücadeleci duruşu da kamburlaşmıştı. Bir sabah, yine o tanıdık ağırlığı hissederek uyandı.

Bu sefer alarmın çalmasını beklemeden kalktı, ayakkabılarını bağladı ve piste geri döndü. İlk adımı attığında ciğerleri yandı, bacakları isyan etti ama o devam etti. Disiplini yeniden hayatına davet ettiğinde, aslında sadece sporunu değil, kaybettiği o özgürlüğü de geri kazandı.
Disiplin, ona aslında kısıtlayıcı bir zincir değil, başarıya uzanan bir merdiven olduğunu bir kez daha kanıtladı. Yeniden disiplinli olduğunda kazandığı şey sadece madalyalar veya hız değildi; o, hayatının direksiyonuna tekrar hâkim olma duygusuydu.
Bir şeye “hayır” diyebilme gücü, zorluklara karşı geliştirdiği o sarsılmaz metanet ve her sabah kendine verdiği sözü tutmanın getirdiği o tarifsiz özsaygı…
Kerem, artık pistte koşarken sadece rakipleriyle değil, disiplini elden bıraktığı o “eski kendisiyle” de yarıştığını biliyordu. Disiplin, aslında insanın kendi potansiyeline duyduğu saygıydı.
İnsan, sınırlarını zorlamayı bıraktığı gün, kendisiyle olan bağını da koparırdı. Kerem o gün şunu anladı:
Disiplinli olmak, kendini kısıtlamak değil; hayallerine ulaşmanı sağlayacak en kısa, en dürüst yolu inşa etmekti. Ve bir kez o yola çıkıldığında, artık hiçbir engel o yoldan sapmasına izin vermeyecek kadar büyük değildi. Pist, artık sadece bir spor alanı değil, hayatın zorluklarına karşı duruşunu belirlediği bir yolculuktu.
İnsan doğası, genellikle en az direnç gösteren yolu izlemeye meyillidir. Konfor alanı, hem fiziksel hem de zihinsel olarak cazip bir sığınak sunar. Ancak gelişim, tam da bu sığınağın sınırlarında başlar.
Disiplin terk edildiğinde, insan sadece fiziksel formunu değil, aynı zamanda bilişsel ve duygusal direncini de kaybeder. İrade, kullanılmadığında körelen bir kas gibidir. Disiplinsizlik; özsaygının zedelenmesine, zaman yönetimi becerisinin kaybına ve kişinin “kendi sözünü tutamayan” bir bireye dönüşmesine yol açar.
Bu durum, kişinin özgürlüğünü de elinden alır; çünkü artık kişi, tutkularının ve bahanelerinin esiri haline gelmiştir.
Buna karşın disiplin, konu ne olursa olsun bir “özgürleşme” sporudur.
Disiplin sahibi insan, ertelemenin kölesi olmaktan kurtulur ve kırar zincirlerini.
“KIR ZİNCİRLERİNİ” için 4 yanıt
-
İşte ne oluyorsa bir seferden oluyor. Sonra onu geri kazanmak ilkinden daha zor oluyor ama kazanınca da bereketli oluyor. Ellerinize sağlık çok güzeldi
-
Disiplin ve potansiyel ilişkisi çok güzel işlenmiş. Potansiyelini gerçekleştiremeyen biri için çok iyi stratejiler olmuş. Bir daha ki yazıyı heyecanla bekliyorum.
-
Gerçekten de insan, her gün küçük adımlarla kendini seçtiğinde büyük değişimler kaçınılmaz olur. Kaleminize sağlık.
-
İnsan özgür olabilmek için neler neler feda ediyor oysa hayatta. Disiplinin özgürlüğe kadar dayanacağı hiç akla gelir miydi?
Bir yanıt yazın