Güneş ışığını yansıtmış ama daha kendini göstermemişti. Zorlu tırmanışın ardından nabzı hâlâ düşmemiş, kalbinin her atışı kulağında yankılanıyordu. Soluklanmak için bir kayanın üstüne oturdu, termosunun kapağını açınca etrafa kahve kokusu yayıldı.
Gün doğumunu izleyebilmek için gecenin bir yarısı yola çıkmışlardı. Uzun ve yorucu bir tırmanıştan sonra sonunda zirveye zamanında varmışlardı. Rehberlerinin yüzündeki kaygı gitmişti “Tüm aksiliklere rağmen yetişebildik” diye mırıldanmıştı. Evet yetişmesi gereken onlardı, güneş onların gelmesini bekleyecek değildi ya! Hayat da güneş gibiydi, akıp gidiyor insanları beklemiyordu.
Ne ara bu kadar zaman geçmişti, güneş doğup batmaya devam ederken saçlarına aklar düşmüş, ince kırışıklıkları belirmişti. Yıllar içinde değişen sadece görünüşü değildi.
“Ah yıllar ne kadar da çabuk geçmişti” diye geçirdi içinden. İşe ilk başladığı zamanları geldi aklına. Daha dün gibiydi oysa ki. Oradan oraya koşturuyor hem işi öğrenmeye çalışıyor hem de her şeye yetişmeye çalışıyordu.
Üniversiteden yeni mezun olmuş, yolun henüz çok başındaydı. Elinden geleni yapmaya çalışıyor, bazen beceriyor bazen yapamıyor ve tekrar tekrar deniyordu. Gençliğin de getirdiği bir fevrilik vardı üzerinde. Beklemek de tahammül etmek de ona çok zor geliyordu. Küçük şeyler çokça kızdırabiliyordu. Duygu geçişleri hızlıydı, bir gülen bir ağlayan biri haline gelmişti. İstediği olana kadar küçük bir çocuk gibi ayak direyebiliyor veya hatasını kabullenmekte zorlanıyordu
“O zamanlar çok toydum” diye mırıldandı.
Sadece işinde değil ilişkilerinde de böyleydi. O şikayetlerini arttırmaya devam ettikçe etrafındaki insanların azaldığını fark etti. Bir şeyler ters gidiyordu farkındaydı ama ne olduğunu bir türlü bulamıyordu. Nasıl biri olmak istiyorum diye sormaya başladığı bir dönemindeydi ve hiçbir şey hayal ettiği gibi olmamıştı.
O zamanki şefi ile yaptığı konuşmasını hatırladı, hayatının dönüm noktası olmuştu. Proje ile ilgili bir şey danışmak için odasına girdiğinde birden;
“Derin su nedir?” diye sormuştu.
Ne diyeceğini bilememiş, nereden çıktı bu der gibi bakmıştı.
“Derin su kolay kolay bulanmaz. Anlık değişkenlikler onu etkilemez. Hayatta derin su olmak için insanın tahammül etmesi, sabrı öğrenmesi gerekir. Olaylara ani tepki vermez. Böylece olayların arka planını görebilir, aldığı kararlar daha isabetli olabilir.”
“Bunun zıddı ne oluyor?” diye sormuştu. “Sığ su mu?” diye içinden geçirmiş ama kelimelere dökememişti. Şefi gülümseyip ayrılmıştı yanından, beklediği etkiyi görmüştü.
O günlerde çok düşünmüştü bu konuşma üzerine. Kendi halini değerlendirmiş, değiştirebileceğine inanmış ve yola çıkmıştı.
Bu sabahki tırmanışları gibi zor ve uzun bir yol olmuştu yaşamı. Hayat onu olgunlaştırmış, beklemeyi sabrı öğretmişti. Artık eski o halinden eser yoktu, zaman onu derinleştirmişti.
Güneş ufuktan dans ederek doğuyordu, hiç acelesi yoktu. Yavaş yavaş alması gereken yolda ilerliyordu, bir yere yetişme telaşı da yoktu. Sükûnet içinde maviyi kızıla boyuyordu. Renkleri eğip bükmesinde bile bir heyecan yoktu. Güneş, tüm duyguları ne de güzel yönetiyordu.
‘’İnsanın doğadan öğrenecek ne çok şeyi var’’ diye düşünüp gülümsedi.
“ACELESİ YOK” için bir yanıt
-
İyi şeyler aceleye gelmez 💐
Bir yanıt yazın