KIVAMI KAÇIRMAMAK

Sabahın ilk ışıkları, vadinin üzerindeki ince sisin arasından usulca süzülüyordu. Dağın yamacındaki yaşlı meşe ağacının altında oturan adam, elindeki deftere bir şeyler yazarken gözlerini sık sık karşıdaki ormana çeviriyordu.

Her gün aynı saatte buraya gelir, saatlerce doğayı izlerdi.

Bir gün yanına küçük bir çocuk yaklaştı.

“Amca,” dedi, “buraya her gün gelip neyi seyrediyorsun?”

Adam gülümsedi.

“Doğanın hata yapmadığını.”

Çocuk şaşırdı.

“Ama fırtınalar oluyor, seller oluyor, kuraklık oluyor. Bunlar hata değil mi?”

Adam başını salladı.

“Hayır. Bunlar çoğu zaman dengenin bozulmasının sonucudur. Doğa aslında hep aynı şeyi yapmaya çalışır; dengeyi korumaya.”

Çocuk anlamamıştı.

Adam ayağa kalktı.

Önce karşıdaki çam ormanını gösterdi.

“Bak şu ağaçlara… Hiçbiri diğerinden daha fazla güneş almaya çalışmıyor. Birbirlerini tamamen gölgelemiyorlar. Kökleri toprağın farklı yerlerine yayılıyor. Yağmur geldiğinde ihtiyaçları kadarını alıyorlar. Fazlasını depolamaya çalışmıyorlar.”

Biraz yürüdüler.

Bir kayanın üzerinde büyüyen yosunları gösterdi.

“Şunlara bak. Yavaş büyüyorlar. Çünkü biliyorlar ki hızlı büyürlerse kendi yaşadıkları kayayı bile çürütebilirler.”

Az ileride küçük bir dere akıyordu.

Dere ne çok hızlıydı ne de durgundu.

“Su da böyledir,” dedi adam.

“Eğer çok hızlı akarsa toprağı alıp götürür. Çok yavaş olursa kirlenir. Yaşamı mümkün kılan şey tam kıvamındaki akıştır.”

Çocuk uzun süre suyu izledi.

Sonra sordu.

“İnsanlar neden böyle yaşamıyor?”

Adam derin bir nefes aldı.

“Çünkü biz çoğu zaman ‘biraz daha’ isteriz.”

Biraz daha para…

Biraz daha güç…

Biraz daha hız…

Biraz daha tüketim…

Oysa doğa hiçbir zaman “biraz daha” demez.

“Olabileceği kadar” değil,

“Olması gerektiği kadar” yaşar.

Çocuk düşündü.

Vadinin aşağısında geniş bir tarla vardı. Bir köşesi yemyeşildi, Diğer tarafı ise sararmıştı.

Adam bunun nedenini anlattı.

“Bir çiftçi toprağı dinlendirdi. Her yıl farklı ürün ekti. Diğeri ise aynı toprağa sürekli aynı ürünü ekti. Daha fazla kazanacağını düşündü.”

“Hangisi kazandı?”

“İlk yıllarda açgözlü olan.”

“Sonra?”

“Toprak kazandı.”

Çocuk anlamaya başlamıştı.

Doğa acele etmiyordu çünkü zamanı vardı. İnsan ise zamanı kovalıyordu. Öğleden sonra gökyüzü bulutlandı, rüzgâr çıktı, ağaçlar sallandı, fakat hiçbiri köklerinden kopmadı.

Adam bunun sebebini de anlattı.

“Çünkü yalnızca yukarı doğru büyümediler.”

“Aşağıya da büyüdüler.”

“Kökleri dallarından daha önemliydi.”

Akşam güneşi batmaya yaklaşırken gökyüzü turuncuya döndü. Vadideki kuşlar yuvalarına dönüyordu. Hiçbiri gece boyunca daha fazla yiyecek toplamak için uçmuyordu. Hiçbiri diğer kuşlardan daha zengin olmaya çalışmıyordu.

İhtiyaç kadar…

Yeteri kadar…

Tam kıvamında…

Adam sessizce konuştu.

“İnsan, doğaya hükmetmeye çalıştıkça yoruluyor.”

“Doğayı anlamaya başladığında ise huzur buluyor.”

Çünkü doğa bize sürekli aynı dersi veriyor.

En güçlü olan yaşamaz.

En hızlı olan da…

En büyük olan da…

Dengeyi koruyabilen yaşar.

Optimumunu kaybetmeyen yaşar.

İnsan da böyledir.

Çalışmak gerekir; ama tükenecek kadar değil.

Kazanmak gerekir; ama paylaşmayı unutacak kadar değil.

Sevmek gerekir; ama kendini yok edecek kadar değil.

Dinlenmek gerekir; ama hayattan kopacak kadar değil.

Konuşmak gerekir; ama dinlemeyi unutacak kadar değil.

Doğanın dili bize hep aynı cümleyi fısıldar:

“Fazlası güç değildir.

Eksikliği de erdem değildir.

Yaşam, kıvamını koruyabildiğin sürece devam eder.”

“KIVAMI KAÇIRMAMAK” için bir yanıt

  1. Merve Çelik avatarı
    Merve Çelik

    İnsan “doğa”sına yabancılaştı ve dengesi bozuldu. Kıvamı yeniden tutturmak için bize böyle güzel yazılarla kaybettiklerimizi hatırlatanlara selam olsun☺️

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner