Eski bir tren istasyonunda her akşam bekleyen bir tren vardı. Trenin nereye gittiğini kimse bilmiyordu. Yalnızca tabelasında tek kelime yazıyordu:
“Yakında.”
İnsanlar her akşam peronda toplanırdı. Tren bazı akşamlar kapılarını sessizce açardı. Bazen ise yolcuları içeri bile almazdı. Bazen hareket edecekmiş gibi ilerlerdi. Sonra hiçbir açıklama yapmadan geri dönerdi. Perondakiler ertesi akşam yine gelirdi. Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu:
“Belki bu kez gerçekten gidecek.”
Yıllar boyunca bu durum böyle sürdü. Bazıları planlarını bu yüzden erteledi. Bazıları başka trenlere binmeyi reddetti. Çünkü bu trenin gideceğine inanıyorlardı.
Bir akşam istasyona yeni biri geldi. Peronda bekleyen kalabalığa sessizce baktı. Sonra istasyon görevlisine doğru yaklaştı.
“Bu tren nereye gidiyor?” diye sordu.
Görevli uzun süre sessiz kaldı. Sonunda omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Bilmiyorum,” dedi.
“Ne zaman hareket ediyor?” diye sordu.
Görevli yeniden uzun bir sessizliğe gömüldü.
“Onu da bilmiyorum,” dedi.
Yeni gelen kişi perona tekrar baktı. İnsanlar hâlâ aynı treni bekliyordu.
Bazıları birbirine umut vermeye çalışıyordu. Bazıları trenin sesini duyduğunu söylüyordu. Bazıları tabelayı göstererek konuşuyordu:
“Bakın, yakında yazıyor.”
Yeni gelen kişi gülümsedi. Sonra biletini sağ cebinden çıkardı. Bileti ikiye bölüp çöpe attı. Ardından istasyondan yürüyerek uzaklaştı. Arkasından kimse onunla beraber gitmedi. Çünkü herkes trenin hareketini bekliyordu. Oysa adam trenin nereye gittiğini bile bilmiyordu. Ne zaman hareket edeceğini de bilmiyordu. Dolayısıyla beklemek için sebebi yoktu.

Bazen ilişkiler de böyle istasyonlara dönüşür. Bir insan yaklaşır, sonra yeniden uzaklaşır.
Bir gelecek ihtimali belirir, sonra kaybolur. Cümleler vardır, fakat gerçek bir ilişki bir türlü yoktur. İnsan yine de beklemeye devam eder. Çünkü ihtimal tamamen ortadan kalkmamıştır. Tam burada belirsizlik insanı kendisine bağlar. Çünkü belirsizlik bazı kapıları açık bırakır. Açık kapılar her zaman özgürlük değildir. Bazen insanı aynı yerde tutan tuzaklardır.
Bir ilişki belirsiz kaldığında insan beklemeye başlar. Mesaj bekler, telefon kontrol eder, anlam arar. Küçük işaretlerden büyük anlamlar çıkarmaya çalışır. Her karşılaşma yeni bir ihtimal doğurur. Her sessizlik yeniden yorumlanmaya başlanır. Böylece ilişki değil, ihtimal yaşanmaya başlanır.
Netlik; insanın doğru trene, doğru zamanda binmesini sağlar. Nereye gidildiği ve kiminle gidildiği bellidir. Bazen yolculuk devam eder, bazen sona erer. Fakat iki durumda da yön belirlenmiştir. Bazen o yola devam etmek, bazen ise vazgeçmek gerekir. Fakat her ikisi de netlikle gerçekleşir.
Çünkü belirsizlik insanı istasyonda tutar. Netlik ise insanı yeniden hareket ettirir.
Bazı yolculukların başlaması için gereken şey aslında yalnızca netliktir.
Net değilseniz, yola çıkmadınız.
Hâlâ peronda bir tren bekliyorsunuz. Oysa hayat yalnızca beklemekten ibaret değildir. Bazen hangi trene bineceğini seçmek gerekir.
“Tren” için 2 yanıt
-
Çok güzel örnekler belirsizlik ve netlik arasındaki farklar , hayatımıza yön vermesini sağlayacak teşekkürler ..
-
Bazen hangi trene bineceğini seçmek gerekir. Bu cümle düşündürdü. Herkesin hayatı farklı şekilde sınanıyor. Farklı farklı peronlarda bekliyoruz. Ama mevzunun peronda beklemek değilde neden beklediğini bilmek yada bilmemek olduğunu gösteren yazı için teşekkürler.
Bir yanıt yazın