BİR TUTAM TUZ

BİR TUTAM TUZ

BİR TUTAM TUZ

3 dk okuma

İnsan bir şeyi öğrenmeye başladığında genellikle en güzelini, en zorunu ve en gösterişlisini yapmak ister. Başlangıçların küçük olması ona yetersiz gelir. Oysa ustalık çoğu zaman büyük işlere girişmekten değil, küçük detayların ölçüsünü öğrenmekten doğar.

Anneannesinden yemek yapmayı öğrenmek isteyen genç kız da böyle düşünüyordu. Aklında mantılar, sarmalar, börekler vardı. Mutfakta maharetli olmayı, kısa zamanda güzel sofralar hazırlamayı hayal ediyordu.

Fakat anneannesi ilk ders için onun önüne yalnızca bir tencere koydu.

O gün yapacakları yemek mercimek çorbasıydı.

Genç kız biraz hayal kırıklığına uğradı. Çorbayı yemek yapmaktan bile saymıyordu. Anneannesi ise onun sabırsızlığını fark etmiş, fakat hiçbir şey söylememişti.

Çorba kaynamaya başladığında torunundan içine bir tutam tuz atmasını istedi.

İşte ilk ders tam burada başladı.

Çünkü genç kız, “bir tutam”ın ne kadar olduğunu bilmiyordu.

Anneannesi için yemek yapmak yalnızca tarifleri bilmek değildi. Malzemeyi tanımak, elinin ölçüsünü öğrenmek, ateşi hissetmek ve bir şeyin ne zaman eksik ne zaman fazla olduğunu fark etmekti.

Tuzun bile bir kıvamı vardı.

Az olduğunda yemek tatsız kalıyor, fazla olduğunda yenemez hale geliyordu.

Mesele mümkün olduğunca çok tuz koymak değil, gerektiği kadarını koyabilmekti.

Torunu için önemsiz görünen bu küçük ayrıntı, anneannesine göre mutfağın temeliydi. Çünkü büyük şeylere herkes dikkat ederdi. Asıl olan, kimsenin önemsemediği küçük şeylere gereken dikkati gösterebilmekti.

Sonraki haftalarda dersler böyle devam etti.

Bir gün soğanın nasıl doğranacağını öğrendi. Başka bir gün ateşin ayarını… Pirincin ne kadar yıkanacağını, hamurun ne kadar yoğrulacağını, maydanozun ne kadar ince doğranacağını öğrendi.

Başlangıçta bütün bunlar ona gereksiz ayrıntılar gibi geliyordu. O hâlâ mantı yapmak, sarma sarmak, börek açmak istiyordu.

Fakat anneannesi acele etmiyordu.

Çünkü ona yalnızca yemek yapmayı değil, kıvamı bulmayı öğretiyordu.

Aylar sonra nihayet birlikte mantı yaptılar. Genç kız ilk tabağını hazırladığında anneannesi uzun uzun baktı ve yalnızca:

“Olmuş.” dedi.

Torunu o gün yemek yapmayı öğrendiğini düşündü. Oysa öğrendiği şey bundan daha büyüktü.

Küçük şeyleri doğru yapmayı öğrenmişti. Güzel yemek yalnızca bunun sonucuydu.

İlk işine başladığında hemen büyük projeler yapmak, önemli sorumluluklar almak istedi. Fakat bir gün anneannesinin mutfağındaki o ilk ders aklına geldi:

Bir tutam tuz.

Bunun üzerine önüne gelen küçük işleri küçümsememeye başladı. Bir e-postayı özenle yazdı. Bir dosyayı zamanında hazırladı. Verdiği sözü tuttu. Kimsenin önemsemediği ayrıntıları önemsemeyi öğrendi.

Zamanla daha büyük sorumluluklar zaten kendiliğinden geldi.

Aynı ölçünün insan ilişkilerinde de geçerli olduğunu fark etti.

Sevgi yalnızca büyük sözlerden, pahalı hediyelerden veya unutulmaz anlardan oluşmuyordu. Sabah söylenen içten bir günaydın, verilen sözün hatırlanması, karşısındaki konuşurken telefonu bırakmak, gerektiğinde teşekkür etmek veya özür dilemek de sevginin parçalarıydı.

İlişkilerin lezzetini de çoğu zaman bu görünmez ayrıntılar belirliyordu.

Çünkü hayatın pek çok alanında olduğu gibi ilişkilerde de fazlası her zaman daha iyi değildi. Fazla ilgi bunaltabiliyor, fazla söz anlamını kaybedebiliyor, fazla beklenti sevgiyi yorabiliyordu.

Yıllar sonra bir akşam anneannesinin eski tarif defterini eline aldı. Sayfaları çevirdiğinde karşısına ilk öğrendiği yemek çıktı:

Mercimek çorbası. Tarifin kenarında anneannesinin el yazısıyla küçücük bir not vardı:

“Bir tutam tuz.”

O anda yıllar önce anlayamadığı dersin ne kadar büyük olduğunu fark etti. Anneannesi ona yalnızca yemek yapmayı öğretmemişti. Hayatın ölçüsünü öğretmişti.

Bir işe başlarken hemen en büyük parçaya saldırmamayı…

Bir ilişkiyi düzeltirken her şeyi bir günde değiştirmeye çalışmamayı…

Bir beceriyi öğrenirken hemen ustası olmaya uğraşmamayı…

Önce küçük olanı doğru yapmayı öğretmişti.

Çünkü büyük başarılar çoğu zaman küçük davranışların birikiminden doğuyordu.

İnsan büyük hedefler karşısında heyecanlanabilir. Büyük sözler söyleyebilir. Büyük başlangıçlar yapabilir.

Fakat ustalık başka bir yerde saklıdır:

Küçük şeylerde sabırla doğru ölçüyü bulabilmekte.

Yaşam iyi yapılmış bir yemek gibidir.

Her şeyi çoğaltmak onu daha güzel yapmaz.

Bazen azaltmak gerekir.

Bazen beklemek.

Bazen eklemek.

Bazen de daha fazlasından sakınmak.

Çünkü mutluluk her şeyin maksimumunda değil, çoğu zaman kıvamındadır.

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.