
BOŞ DUVAR
İnsan canı sıkıldığında çoğu zaman onu hemen susturmaya çalışır. Telefonuna bakar, sosyal medyada gezinir, televizyonu açar, bir şeyler yer veya kendisine yeni bir uğraş bulur.
Çünkü hiçbir şey yapmadan kalmak sanıldığı kadar kolay değildir.
Sessizlik, insanı dışarıdan uzaklaştırıp kendisine yaklaştırır. Üstelik insanın kendisine yaklaşması her zaman hoşuna gidecek şeylerle karşılaşacağı anlamına gelmez. Erteledikleri, korkuları, yarım bıraktıkları ve uzun zamandır cevaplamadığı sorular da oradadır.
Bu nedenle can sıkıntısıyla kalabilmek bazen sabırdan daha fazlasını gerektirir: Cesaret.
Mert de bir akşam tam olarak böyle bir boşluğun içinde kaldı.
Telefonunda gezindi, videolar izledi, mesajlarını kontrol etti, televizyonu açıp kapattı. Mutfağa gidip aç olmadığı hâlde buzdolabına baktı. Yapacak hiçbir şeyi olmadığını düşünüyordu.
Aslında yapılacak çok şeyi vardı. Sorun, yapacak bir şey bulamaması değildi. Hiçbirini yapmak istememesiydi.
Telefonunun şarjı bitince son kaçış kapısı da kapandı. Şarj aletini almaya bile üşendi ve koltuğa uzanıp karşısındaki boş duvara bakmaya başladı.
O sıradan ve sıkıcı duvar, birazdan ona uzun zamandır kaçtığı bir şeyi gösterecekti: Kendisini.
İlk dakikalar oldukça sıkıcı geçti. Mert kalkmak, bir şeyler yapmak ve zihnindeki boşluğu yeniden doldurmak istedi, fakat bu kez yapmadı.
Can sıkıntısını hemen ortadan kaldırmak yerine onun içinde kalmaya cesaret etti.
Bir süre sonra duvardaki ince bir çatlak dikkatini çekti. Ardından zihninde düşünceler belirmeye başladı. Önce önemsiz şeyler geldi aklına. Sonra uzun zamandır kendisine sormaktan kaçındığı asıl soru ortaya çıktı:
Ben ne yapıyorum?
Rahatsız edici bir soruydu.
Çünkü bazı soruları sormak cesaret, cevaplarını kabul etmek ise daha büyük bir cesaret gerektirir.
Mert uzun zamandır değiştirmek istediği hayatını düşündü. Başlamak istediği işi, sürekli ertelediği projesini, yarım bıraktığı çizimlerini hatırladı.
Fakat bu kez yalnızca düşünmekle yetinmedi. Sorunu analiz etmeye başladı.
Başlamamasının nedeni zaman eksikliği miydi?
Hayır. Zamanı vardı.
Para mıydı?
Tam olarak değildi, küçük de olsa başlangıç yapabilecek imkânı vardı.
Bilgi eksikliği miydi?
Bilmediği çok şey vardı ama bunları öğrenebilirdi.
Tek tek ihtimalleri ayırdığında karşısında daha gerçek bir neden kaldı:
Cesaret eksikliği.
İşte o anda can sıkıntısı başka bir şeye dönüşmeye başladı. Çünkü bir problemi çözebilmek için önce onu doğru tanımlamak gerekir.
İnsan yanlış tanımladığı bir sorunla yıllarca mücadele edebilir. Cesaret eksikliğini zaman eksikliği zannederse daha fazla zaman arar. Bilgi eksikliği zannederse durmadan eğitim alır. Para eksikliği zannederse doğru zamanı bekler. Fakat asıl sorun bunlardan hiçbiri değilse, bulunan çözümler de işe yaramaz.
Mert’in o akşam yaptığı en önemli şey harekete geçmekten önce doğru teşhisi koymak oldu.
Masasına geçti ve bir defter açtı. Ne istediğini yazdı. Sonra kendisini neyin durdurduğunu belirledi. Elinde olanlarla olmayanları ayırdı. Kontrol edebileceklerini ve edemeyeceklerini düşündü. Büyük hedefini daha küçük adımlara böldü.
Bir süre sonra önünde mükemmel olmayan ama uygulanabilir bir plan vardı.
Henüz hiçbir başarı elde etmemişti.
Fakat önemli bir eşiği geçmişti.
Çünkü artık karşısında belirsiz bir huzursuzluk değil, adı konulmuş bir problem vardı.
Adı konulan problem analiz edilebiliyordu.
Analiz edilen problem parçalara ayrılabiliyordu.
Parçalara ayrılan problem ise insanın gözünde küçülüyordu.
Şimdi sıra cesarete gelmişti.
Fakat bu, gözü kapalı bir cesaret değildi.
Ne yapacağını bilmeden atılan büyük bir adım hiç değildi.
Mert’in ihtiyacı olan şey, doğru analizden sonra belirlediği ilk küçük adımı atabilecek cesaretti.
Böylece can sıkıntısı bir düşman olmaktan çıktı.
Bir uyarıcıya dönüştü.
Mert zamanla canı sıkıldığında hemen telefonuna sarılmamayı öğrendi. Bazen yürüdü, bazen oturdu, bazen hiçbir şey yapmadan bekledi.
Çünkü artık her boşluğu doldurmak zorunda olmadığını biliyordu.
Bazı boşluklar insana bir şey göstermek için ortaya çıkıyordu.
Analiz yönü gösterir.
Doğru tanımlama hedefi belirler.
Cesaret ise insanı harekete geçirir.
Başarı çoğu zaman bu üçünün buluştuğu yerde başlar.
Mert bunu hiç beklemediği bir yerde öğrendi:
Karşısındaki boş bir duvara bakarken.
Çünkü bazen insanın hayatında ilerleyebilmesi için yeni bir şey bulması gerekmez.
Önce kaçmayı bırakması gerekir.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (1)
Dilek dedi ki
10 Ekim 2026Yani can sıkıntısından kurtulmaya çalıştıkça kendimizden kaçıyoruz, düşünmekten,problemle karşılaşmaktan...belkide problemi çözmek işimize gelmiyordur..
