
İNSANIN İÇİNDEKİ IŞIĞI SÖNDÜRME
Bazen bir insanın hayatında yaptığımız en büyük iyilik, ona bir şey vermek değil, onda hâlâ bir şeylerin mümkün olduğuna inanmaktır.
Bir arkadaşı insana yeni bir işe başlamak istediğini anlatır.
“Bu yaştan sonra zor.” denir.
Çocuğunuz heyecanla yaptığı resmi gösterir.
“Güzel ama ağacın biraz yamuk olmuş.” denir.
Eşi uzun zamandır ertelediği bir hayalini anlatır.
“Bizim şartlarımızda mümkün değil.” denir.
Belki söylenenlerin hepsi mantıklıdır. Belki gerçekten zordur. Belki ağacın gövdesi yamuktur. Belki şartlar uygun değildir.
Ama insan ilişkilerinde her doğru, her zaman söylenmesi gereken doğru değildir. Çünkü bazen karşımızdaki insan bize bir fikir anlatmıyordur. İçindeki küçücük umudu avucuna almış, bize gösteriyordur. Biz ise onu fikir zannedip eleştiririz.
Bir insanın umudunu kırmak şaşırtıcı derecede kolaydır.
Tek bir cümle yeter.
“Sen yapamazsın.”
“Senden olmaz.”
“Boşuna uğraşma.”
“Daha önce de denedin.”
Bunları söylemek birkaç saniye sürer. Fakat sözlerimiz insanın zihninde yıllarca yaşayabilir.
Daha da kötüsü, bir süre sonra bizim sesimiz onun iç sesi hâline gelir. Yeni bir şey denemek istediğinde artık bizim söylememize gerek kalmaz.
Kendisi söyler:
“Ben yapamam.”
Oysa bunun tam tersi de mümkündür.
Bir insanın içinde yıllarca yaşayacak güzel bir cümle de bırakabiliriz.
“Bir dene.”
“Bence sende bunun için bir şey var.”
“Olmazsa başka yol bulursun.”
“Ben sana güveniyorum.”
Umut veren insan, her şeye “Harika!” diyen insan değildir.
Gerçekleri saklamaz, zorlukları inkâr etmez. Olmayacak bir şeye olacakmış gibi davranmaz.
Ama bir farkı vardır:
Gerçeği söylerken karşısındakinin gücünü de hesaba katar.
“Bu çok zor,” demek yerine,
“Zor, nasıl yapabileceğimizi düşünelim,” der.
“Başaramadın,” yerine,
“Burada neyi değiştirebiliriz?” diye sorar.
“Sen beceremiyorsun,” yerine,
“Henüz istediğin sonucu alamadın,” diyebilir.
Kelimeler küçüktür, ama insanın iç dünyasında kapladıkları yer büyük olabilir.
Belki bu yüzden ilişkilerimizde yalnızca davranışlarımızdan değil, insanların içlerine bıraktığımız cümlelerden de sorumluyuz.
Bir anne çocuğuna bakarken…
Bir eş diğerinin hayalini dinlerken…
Bir öğretmen öğrencisinin hatasını düzeltirken…
Bir yönetici çalışanıyla konuşurken…
Bir arkadaş, arkadaşının en kötü gününde yanında otururken…
Aslında görünmez bir seçim yapar:
Bu insanın içindeki ışığı biraz artıracak mıyım, biraz azaltacak mıyım?
Yaşam zaten yeterince “olmaz”larla dolu.
Kapılar kapanıyor, hayaller yıkılıyor, insanlar başarısız oluyor.
Kaybediyor, yoruluyor, bazen yeniden başlamaya gücü kalmıyor.
Tam da böyle zamanlarda insanın karşısına, ona hayatın kolay olduğunu söyleyen biri değil; zor olmasına rağmen yolun devam ettiğini hatırlatan biri çıkmalıdır.
Belki bütün problemini çözemeyiz.
Belki önündeki engeli kaldıramayız.
Belki ona verecek büyük cevaplarımız da yoktur.
Ama bazen yanına oturup tek bir cümle söyleyebiliriz:
“Buradan bir yol bulabileceğine inanıyorum.”
Kim bilir?
Belki yıllar sonra o insan, en zor günlerinden birini anlatırken bizim adımızı bile hatırlamayacak.
Ama söylediğimiz cümleyi hatırlayacak.
Çünkü insan ilişkilerinde iz bırakmak her zaman büyük şeyler yapmak değildir.
Bazen bir insan tam vazgeçecekken, onun içindeki ihtimali ondan birkaç dakika daha fazla görebilmektir.
Bu yüzden birbirimizin hayatından geçerken küçük bir şeye dikkat etmek gerekir:
Umut kıranlardan değil, umudu hatırlatanlardan olmak.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
