
KABUĞUNA SIĞMAYAN CİVCİV
“Hu huuu… Orada biri var mı?”
Ses yoktu.
“Kimse yok mu? Ben burada sıkıştım!”
Küçük civciv bir süre cevap bekledi. Sonra başını sağa çevirmeye çalıştı, olmadı. Sola dönmek istedi o da olmadı. Oysa birkaç gün öncesine kadar burası gayet güzel, sıcacıktı ve güvenliydi. Ne yağmur vardı ne rüzgâr. Karnını doyurmak için uğraşması gerekmiyordu. Hatta düşebileceği bir yer bile yoktu.
Ama son günlerde bir şeyler değişmişti. Eskiden yuva olan yer, şimdi ona dar geliyordu. Kanatlarını açmak istiyordu, açamıyordu. Ayaklarını uzatmak istiyordu, uzatamıyordu. Üstelik fena hâlde canı sıkılıyordu.
“Offf!”
Başını kaldırırken gagası kabuğa çarptı.
Tak!
Durdu.
Bir daha denedi.
Tak!
Kabuğun üzerinde küçücük bir çatlak oluştu.
Civciv korktu.
“Eyvah! Evimi kırdım.”
Bir süre hiç hareket etmedi.
Sonra merakına yenildi.
Çatlağa gagasını yaklaştırdı.
Oradan içeriye daha önce hiç görmediği bir şey sızıyordu:
Işık.
Civciv şaşırdı.
Demek kabuğun dışında bir yer vardı.
Bir kez daha vurdu.
Tak!
Çatlak biraz daha büyüdü.
Dışarıdan sesler gelmeye başladı. Kuş sesleri, yaprakların hışırtısı, başka civcivlerin cıvıltıları…
İçerisi güvenliydi.
Ama dışarısı merak uyandırıyordu.
Civciv bütün gücünü topladı.
Tak!
Tak!
Tak!
Sonunda kabuk kırıldı.
Başını dışarı çıkardığında ilk kez gökyüzünü gördü.
Kocaman bir mavilik sardı etrafını, bir an korktu. Çünkü yumurtanın içinde her şeyin sınırı belliydi. Buradaysa sanki sınır yoktu. Biraz ileride annesi duruyordu.
“Hoş geldin,” dedi.
Civciv kırılmış yumurtasına baktı.
“Ben evimi bozdum.”
Annesi gülümsedi.
“Hayır. Ondan büyüdün.”
Civciv ilk kez o zaman anladı. Onu dışarı çıkaran şey yalnızca gagasının gücü değildi. İçeride hissettiği sıkıntıydı. Eğer kabuğun içinde hâlâ rahatça dönebiliyor olsaydı, belki de dışarıyı hiç merak etmeyecekti.
O gün civciv yürümeyi öğrendi. Ertesi gün bahçenin biraz daha uzağına gitti. Sonra toprağı eşelemeyi, diğer civcivlerle koşmayı, annesinin peşinden gitmeyi keşfetti. Her yeni şey, kırdığı kabuğun arkasındaydı. Yıllar sonra bile o ilk kabuğu unutmadı.
Çünkü hayat boyunca insanın karşısına da görünmez yumurtalar çıkıyordu. Bir iş dar geliyordu. Bir alışkanlık eskisi kadar mutlu etmiyordu. Aynı yerler, aynı insanlar, aynı uğraşlar yetmemeye başlıyordu. İnsan buna çoğu zaman yalnızca “canım sıkılıyor” diyordu. Oysa belki de içimizdeki hayat büyümüş, kabuğumuz küçük kalmıştı.
Can sıkıntısı bazen kum saatinin en dar yeridir, geçerken sıkıştırır.
Huzursuz eder, hatta insan geri dönmek ister. Fakat o dar boğazın hemen ardından genişlik başlar. Bu yüzden her sıkıntıyı susturmak gerekmez. Bazılarını dinlemek gerekir. Çünkü bazen can sıkıntısı bize:
“Buradan git,” demez.
Çok daha önemli bir şey söyler:
“Artık buraya sığmıyorsun.”
Ve insanın kırmaya korktuğu bazı kabuklar, aslında içinde kalması için değil, zamanı geldiğinde kırması için vardır.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (6)
Işılay C. dedi ki
27 Eylül 2026Bazen de ayrışabilmek gerekir hakikaten… Kabuğundan ayrışmak, evin dediğin yerden ayrışmak… Tüm bunları yeniden düşündürecek harika bir yazı olmuş 🌸 Emeklerinize sağlık…
Eylem dedi ki
27 Eylül 2026Bizler de canımız sıkıldığımızda o boşluğu başka şeylerle dolduruyoruz kabuğumuzu kırıp başka şeylere yelken açmak yerine…🥹
Merve Çelik dedi ki
27 Eylül 2026Bu kadar sevimli bir metafor üzerinden anlatılınca insanın kabuklarını kırması çok zor değilmiş gibi geldi:)Gerçi yola devam edebilmek için bazen kabukları kıracağız, bazen vadileri aşacağız. Ne diyordu şarkı: “Yolun açık, sen yeter ki yola çık!”
Feyzan H. dedi ki
27 Eylül 2026Ben civcivmiymişim yoksa civciv mi benmiş 😄 çok iyi hissettim okurken hayatta yalnız olmadığımı bilmek iyi geldi. Tebessümle okudum. Her sıkılıp bunaldığımda düşünebileceğim bir yazı olmuş 🐣🐣🐣
Büşra dedi ki
27 Eylül 2026İçinde olduğumuz tüm kabukları teker teker güç toplayıp kırmalıyız, çok güzel bir yazı…
Yazanın kalemine sağlık!Amine dedi ki
29 Eylül 2026Başımıza gelen olayları veya yaptığımız bazı hataları talihsizlik olarak tanımlıyor ve zaman zaman kırılan kabuklarımızın başında bekliyoruz.. oysa yeni bir başlangıç için bazı kabuklar kırılmalı ve yeni yollar açılmalı..🤍
