KÖY

KÖY

2 dk okuma
3 tepki

Dolunay, gecenin karanlığını bir kandil gibi aydınlatıyordu.  Burada gökyüzü ve yıldızlar, şehre kıyasla çok daha net ve parlaktı. Sayısız yıldızlar kaplamıştı tüm semayı...

Semra bu sessiz ve sakin gecede yürüyordu. Lise yıllarında ayrıldığı köyüne çocukluğundan beri gelmemişti. Okul ve iş telaşı derken araya uzun zaman girmişti. Ancak anne ve babasının memleket özlemi hiç bitmemişti. Semra ve erkek kardeşi şehir hayatına çabuk uyum sağlasalar da anne babalarının bu isteğine daha fazla kayıtsız kalamamış, onları köye geri getirmişlerdi.

Köylüler onları ilk günden itibaren büyük bir ilgiyle karşıladı. Döndüklerini duyan herkes gelip selam veriyor, hâl hatır soruyordu. Ellerinde bahçeden taze topladıkları sebze meyvelerle geliyorlardı. "Akşam mutlaka yemeğe bekleriz" ya da "Yardım gerekecek bir iş olursa hemen çağırın" diyorlardı.

Semra ve kardeşi, anne babalarının bunca yıldan sonra köyde nasıl yaşayacağı konusunda endişeliydi. Çünkü şehirde market, hastane, manav ve eczane gibi her imkân ellerinin altındaydı. Oysa burada işler farklı yürüyordu. Kimse ihtiyaçları için hemen bir yere koşmak ya da mutlaka para ödemek zorunda hissetmiyordu. Herkes birbirinin eksiğini fark ediyor ve bir şekilde yardıma koşuyordu. Biri tarlada, diğeri ev yapımında el veriyordu. Kek çırparken yumurta eksikse komşunun kapısı çalınıyor; boş kap geri verilirken içi taze domateslerle dolduruluyordu. 

Birlik ve beraberlik, bu köyün normaliydi.

Semra ve erkek kardeşi küçük yaşlarda köyden gittikleri için haliyle şaşırıyorlardı bu duruma. Ancak anne babaları için bu durum gayet normal ve keyifli bir şeydi. Burası, büyük şehirlerde unutulan o sıcak ve samimi ilişkilerin yaşatıldığı küçük bir yerdi.

Bu yaşamı bu kadar farklı kılan ne diye düşündü Semra. Köyü çevreleyen heybetli dağlar olabilir mi diye geçirdi içinden. Dağlar köyü korurcasına sırt sırta vermişti. Ama asıl bu köyü bu denli korunaklı yapan; köyün sakinlerinin birbirinin ihtiyaçlarını dert edinmesi, birbirlerini bu denli düşünmeleriydi.

Teknolojinin henüz her köşeye sızmadığı bu küçük topluluktaki samimiyet öyle içtendi ki...  Semra “İşi gücü bırakıp bende mi köye yerleşsem?” dedi erkek kardeşine. İki kardeş, hayatın zorunluluklarının getirdiği buruk bir tebessümle birbirlerine baktılar.

İnsanoğlu uzakları yakın etmiş ama yakınlar çok uzak kalmıştı. Oysa bu küçük köyde herkes birbirine yakındı; uzaklarla derdi olmayan insanların bu uyumu insanı imrendiriyordu. Burada abartılı laflar yoktu ama sıcacık karşılamalar vardı. Yüz ekşitmeler yoktu; karşı karşıya gelindiğinde içten bir selam vardı. Bu köyde gerçek bağlar ve samimi ilişkiler vardı. 

Yakınlar birbirinden haberdardı. Uzaklarda yaşananlar ise uzakların hiç bilinmeyen hikayeleri olarak kalmıştı. Burada önemli olan yanı başlarındaki kişilerdi. Yani bu köyde ilişkiler tam da olması gerektiği gibiydi; Samimi ve içtendi..

Etiketler:#sakinmada ustalik
Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

Toplam 3 tepki

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.